Ana Sayfa | iletişim | English
   
 
Ana Sayfa
Yayım Kurulu
Bilimsel Danışma Kurulu
Yayım Kuralları
Yayımlanmış Sayılar
İletişim
   
 
EÜ Dişhek Fak Derg: 37 (2)
Cilt: 37  Sayı: 2 - 2016
Özetleri Gizle | << Geri
DERLEME
1.
Astım ve Ağız Sağlığı
Asthma and Oral Health
Kübra Aral, Cüneyt Asım Aral, Reyhan Ersin Kalkan
doi: 10.5505/eudfd.2016.63634  Sayfalar 42 - 46
Astım, dünyada 300 milyondan fazla insanı etkileyen küresel bir sağlık sorunudur. Astım ve astım ilaçlarının diş çürüğü, dental erozyon ve periodontal hastalıklar ile olan ilişkisi literatürde sık olarak araştırılan bir konudur. Bu derlemenin amacı, astım ve astım tedavisinde kullanılan ilaçların, ağız sağlığı üzerine olan etkilerinin incelenmesi ve bu konuda alınabilecek önlemlerin değerlendirilmesidir.
Asthma is a global health problem affecting more than three hundred million people around the world. The relationship between asthma, asthma medication and tooth decay, dental erosion, and periodontal disease has been extensively researched in the literature. The purpose of this review is to examinate the effects of asthma and asthma drugs on oral health, and to evaluate the precautions that may be taken in this regard.

2.
Rezin Esaslı Dental Materyallerin Sitotoksisitesine Genel Bir Bakış
An Overview to the Cytotoxicity of Resin Based Dental Materials
Çiğdem Atalayın, Hüseyin Tezel, Zeynep Ergücü
doi: 10.5505/eudfd.2016.66487  Sayfalar 47 - 53
Dişhekimliği pratiğinde rezin esaslı materyaller estetik özellikleri nedeni ile ön plana çıkmaktadır. Günümüzde klinik başarı sadece materyalin mekanik ve estetik özellikleri değil, aynı zamanda biyolojik açıdan güvenirliliği ve dokularla uyumluluğu ile de ilişkilendirilmektedir. Bu yaklaşımdan hareketle rezin esaslı dental materyallerin içeriğindeki monomerler nedeni ile biyouyumlulukları sorgulanmaktadır. Bu derlememin amacı biyoyumluluğa ilişkin temel kavramları ve yöntemleri gözden geçirmek, rezin esaslı materyallerin sitotoksisitesine ilişkin çalışmaların verilerini sunmak ve son olarak klinik uygulamalara ilişkin tavsiyeleri bildirmektir.
Resin based dental materials have became popular due to their aesthetic features. Clinical success of the materials depends on their mechanical and aesthetic properties as well as their biocompatibility. In this approach, the biocompatibility of resin based dental materials are inquired due to their resin monomer content. The aim of this review is to consider the main definitions and methods about biocompatibility, present the results of the studies related to the cytotoxicity of resin based dental materials and report the recommendations for clinical practice.

3.
Restoratif Cam İyonomer Simanlarda Güncel Yaklaşımlar
Recent Approaches In Restorative Glass Ionomer Cements
Özgür KANIK, L. Şebnem TÜRKÜN
doi: 10.5505/eudfd.2016.38358  Sayfalar 54 - 65
Geleneksel kavite açma yönteminde, çürük ve çürükten etkilenmiş diş dokularının tamamen uzaklaştırılması esasken; günümüzde sağlıklı ve remineralize olma potansiyeli olan çürükten etkilenmiş diş dokularını kaldırmadan, sadece yumuşak ve denatüre çürük tabakasının uzaklaştırılması esasına dayanan minimal invaziv yaklaşım ön plana çıkmaktadır. Minimal invaziv yaklaşımın kabul görmesiyle birlikte, remineralizasyon potansiyeline sahip restoratif materyaller önem kazanmıştır. Günümüzde önemli olan sadece dişin restore edilmesi değil, restorasyon sonrası mevcut dokunun tekrar invaziv bir işleme gerek kalmaksızın uzun süreli korunmasıdır. Bu nedenle yapılacak olan restorasyonun estetik özelliklerinin yanı sıra, fiziksel ve mekanik özellikleri de büyük önem taşımaktadır. Cam iyonomer simanlar tanıtılmasından bu yana farklı klinik uygulamalar için kullanılmışlardır. Son zamanlarda daimi restorasyon materyali olarak amalgam ve kompozit rezinler yerine cam iyonomer simanların kullanılması fikri ön plana çıkmıştır. Bu derleme, restoratif materyal olarak kullanımı artmakta olan cam iyonomer simanlardaki yenilikleri bir arada sunmak amacıyla hazırlanmıştır.
While removing caries and all affected tooth structure is essential in conventional cavity preparation techniques, nowadays with the minimal invasive concept, only soft and denatured caries lesions are removed leaving behind healthy and affected tooth structures. As minimal invasive procedures became widely accepted, restorative materials with remineralisation potential are getting more popular. Today restoring the tooth is not the only objective, it is also important to protect the existing tooth structures from any invasive treatment procedures for a long-time period. For that purpose, beside of being aesthetic, the restorative material of choice has to have good physical and mechanical properties. Glass ionomer cements were used for various clinical procedures since their introduction into the market. In recent years, glass ionomer cements are getting popular as posterior direct restorative material instead of amalgam and resin composites. This review presents the novelty about glass ionomer cements used as restorative material.

4.
Çocuk ve Genç Yetişkinlerde Temporomandibular Bozuklukların Klinik Bulguları ve Tedavi Yaklaşımları: Literatür Derlemesi
Clinical Findings And Treatment Manifestations Of Temporomandibular Disorders In Children And Young Adults: Review Of The Literature
Meltem Özden, Selçuk Savaş
doi: 10.5505/eudfd.2016.30306  Sayfalar 66 - 74
Temporomandibular bozukluk (TMD); çiğneme kasları, temporomandibular eklem ve ilgili çevre dokuları içeren bir dizi klinik belirti ve semptomla karakterize problemi ifade etmek için kullanılan bir terimdir. Literatürde, çocuklarda ve genç yetişkinlerde temporomandibular bozuklukların görülme sıklığı değişmektedir. Temporomandibular eklem ve çiğneme sisteminin muayenesi TMD' a sahip yüksek riskli kişileri belirlemek amacıyla rutin olarak yapılmalıdır. Temporomandibular eklem ve çiğneme sistemi karmaşık yapılardır ve TMD'un tedavisi için yapısının, anatomisinin, vasküler fizyolojisinin ve nörolojik bileşenlerinin tam olarak anlaşılması gerekmektedir. Bu derlemenin amacı, çocuk ve genç yetişkinlerde temporomandibuler bozukluklar ve ilişkili yapılar hakkında güncel literatür bilgisinin verilmesidir.
Temporomandibular disorder (TMD) is a term used to refer to the problem characterized by a series of clinical signs and symptoms involving masticatory muscles, the joints and associated surrounding tissues. The prevalence of temporomandibular disorders in children and adolescent varies in the literature. A routine dental examination of temporomandibular joint and masticatory system should be done to identify subjects at high risk of having TMD. The temporomandibular joint and masticatory system is complex and, thus, requires a thorough understanding of the anatomy and physiology of the structural, vascular, and neurological components in order to manage TMD. The aim of this article was to review the literature about temporomandibular disorders and their relationships in children and adolescents.

5.
Dental Ankiloz: Tedavi Seçenekleri
Dental Ankylosis: Treatment Alternatives
Neslihan Ebru Şenışık, Yunus Akalın
doi: 10.5505/eudfd.2016.77699  Sayfalar 75 - 87
Dental ankiloz diş kökünün ve alveoler kemiğin periodontal ligamentteki hasarı sonucu kaynaşmasını tanımlayan bir erüpsiyon anomalisidir. Alveoler prosesin büyümesi dişlerin devam eden erüpsiyonuna dayanır. Dentoalveoler ankiloz alveoler prosesin büyümesini durdurarak açık kapanışa, estetik olmayan gülüşe, ankiloz dişin infra-oklüzyonuna, komşu dişlerin devrilmesine, antagonist dişlerin uzamasına ve oklüzal düzensizliğe yol açar. Dentoalveoler ankiloz maloklüzyon oluşumunda lokal bir faktördür. Bu derlemede, dentoalveoler ankilozun tedavi seçenekleri güncel literatür ışığında ele alınacaktır.
Dental ankylosis is an eruption abnormality that defines the fusion of tooth root and alveolar bone, caused by damage to the periodontal ligament. The growth of the alveolar process depends on continuous eruption of the teeth. Dentoalveolar ankylosis interferes with the vertical growth of the alveolar process, which can lead to an open bite, an unesthetic smile, infraocclusion of anklosed tooth, tilting of the adjacent teeth, elongation of antagonist teeth, and occlusal disharmony. Dentoalveolar ankylosis is a local factor in the development of malocclusion. In this review, the treatment alternatives of dentoalveolar ankylosis will be discussed in the enlightment of contemporary literature.

6.
Revaskülarizasyon ve Uygulama Yöntemleri
Revascularization and Treatment Methods
Gülşen Yılmaz, Bilge Gülsüm Nur, Mehmet Tanrıver, Mustafa Altunsoy, Evren Ok
doi: 10.5505/eudfd.2016.51422  Sayfalar 88 - 98
Kök gelişimi tamamlanmamış daimi dişlerin kanal tedavisi kök uçlarının açık olmasından dolayı zor olmaktadır. Yapılan literatür değerlendirmesinde, kök gelişimini tamamlamamış enfekte daimi dişlerin tedavisinde günümüze kadar birçok tedavi yaklaşımı uygulanmasına rağmen, en uygun tedavi prosedürü ile ilgili kesin bir yaklaşım olmadığı görülmektedir. Bu derlemenin amacı revaskülarizasyon tedavisinde günümüze kadar kullanılan tedavi yöntemlerini ve son zamanlarda diş hekimliğinde kullanılmaya başlanan doku mühendisliği ve kök hücre ile ilgili güncel yaklaşımları değerlendirmektir.
Endodontic treatment of permanent teeth with immature root formation is hard due to open apices. According to literature review, it was observed that there was no reached consensus on the most appopriate treatment procedure although various treatment modalities were performed on permanent teeth with immature root formation. The aim of this review was to evaluate treatment protocols used in revascularization up to date, recent applications such as tissue engineering and current approaches in stem cell.

ARAŞTıRMA
7.
Posterior Direkt Restorasyonların Klinik Performansını Etkileyen Faktörlerin Değerlendirilmesi
Assessment Of The Factors Affecting The Clinical Performance Of Direct Posterior Restorations
Esra Uzer Çelik, Başak Yazkan, Ayşe Tuğçe Tunaç
doi: 10.5505/eudfd.2016.33255  Sayfalar 99 - 106
GİRİŞ ve AMAÇ: Direkt posterior restorasyonlar bu bölgedeki diş hastalıklarının tedavisinde halen ilk seçenektir ve bu nedenle bu restorasyonların klinik performanslarını etkileyen faktörler restorasyonun ömrünü uzatmak amacıyla değerlendirilmelidir. Bu kesitsel çalışmanın amacı; restorasyona ve hastaya ait faktörlerin, direkt posterior restorasyonların klinik performansının üzerine etkilerini değerlendirmektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Farklı merkezlerde uygulanmış 283 amalgam ve 150 kompozit toplam 433 direkt posterior restorasyon, iki tecrübeli araştırmacı tarafından retansiyon, renk uyumu, kenar uyumu, kenar renklenmesi, anatomik form, sekonder çürük oluşumu, postoperatif hassasiyet ve yüzey pürüzlülüğü açısından Modifiye Ryge Kriterleri kullanılarak değerlendirildi. Restorasyona ait restoratif materyal, kavite sınıflandırması, restorasyonun derinliği, restorasyonun yaşı, restorasyonun uygulandığı merkez gibi değişkenler ile ağız hijyeni ve sigara içme alışkanlığı gibi hastaya ait faktörler lojistik regresyon analizi ile değerlendirildi (p=0.05).
BULGULAR: Posterior bölgede amalgam ve kompozit restorasyonların başarısızlık oranları sırasıyla %43 ve %39 olarak bulundu. On yıldan eski restorasyonların (OR = 6.4, p=0.001), Sınıf 2 (MOD) restorasyonların (OR = 9.9, p = 0.000) ve ağız diş sağlığı merkezlerinde uygulanmış restorasyonların (OR = 4.4, p = 0.038) posterior bölgede başarısızlık için yüksek risk ile ilişkili olduğu görülmüştür.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışma amalgam ve kompozit restorasyonların posterior bölgede benzer başarısızlık oranına sahip olduklarını göstermiştir. Restorasyonun yaşı, kavite sınıflandırması ve uygulandığı merkez direkt yöntemlerle hazırlanan posterior restorasyonların klinik performasını anlamlı olarak etkilemektedir.
INTRODUCTION: Direct posterior restorations are still the first choice for tooth disease rehabilitation, thus factors which might affect their clinical performance should be considered to improve longevity. The purpose of this cross-sectional study was to evaluate the effects of factors on clinical performance of direct posterior restorations.
METHODS: 283 amalgams and 150 composites total 433 direct posterior restorations, which had been performed in different centres, were evaluated in terms of retention, colour match, marginal adaptation, marginal discoloration, anatomical form, secondary caries, postoperative sensitivity and surface roughness using the Modified Ryge Criteria. Variables related to restoration such as material, cavity classification, depth, restoration age, type of clinic centre and variables related to patient such as oral hygiene and smoking were analysed using logistic regression analysis (p=0.05).
RESULTS: The failure rates for amalgam and composite were 43% and 39%, respectively. Restorations older than ten years (OR=6.4, p=0.001), Class II (MOD) restorations (OR=9.9, p=0.000) and restorations made in public dental health centres (OR=4.4, p=0.038) were associated with the higher risk for failure in posterior region.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Present study showed that amalgam and composite posterior restorations had similar failure rates. Restoration age, cavity classification and type of clinic centre significantly affected the clinical performance of direct posterior restorations.

OLGU SUNUMU
8.
Çekim Boşluğunun Korunmasında Trombositten Zengin Fibrinin Klinik Ve Histolojik Etkinliğinin Değerlendirilmesi: Olgu Sunumu
Clinical And Histological Evaluation Of Post-Extraction Platelet Rich Fibrin Socket Filling: A Case Report
Gülnihal Eren, Başak Doğanavşargil
doi: 10.5505/eudfd.2016.58076  Sayfalar 107 - 112
Amaç: Diş çekimi sonrası iyileşme döneminde alveol kemikte rezorpsiyon oluşur. Trombosit kaynaklı büyüme faktörlerinin yara iyileşmesi üzerindeki potansiyel etkisinden yola çıkarak, günümüzde trombositten zengin fibrinin (TZF) çekim boşluğunu koruma amaçlı kullanımı gündeme gelmiştir. Bu olgu raporunda, diş çekimi sonrası, alveol sokete uygulanan TZF’nin klinik ve histolojik sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: 45 yaşındaki kadın hasta sol alt birinci molar dişinde restore edilemeyen kron-kök kırığı nedeniyle kliniğimize başvurdu. Dişin atravmatik çekiminin ardından soket TZF ile dolduruldu. Alveol kemik yüksekliği ve genişliği klinik olarak başlangıçta ve 3. ayda kaydedildi. Diş çekiminden 3 ay sonra implant cerrahisi sırasında sert doku biyopsisi alındı. Bulgular: Diş çekimi sonrası herhangi bir komplikasyon ile karşılaşılmadı. İmplantın yerleştirilmesi sırasında alveol kemiğin boyutlarının korunduğu gözlendi. Histolojik incelemede, kemikte yeni lameller yapı ile birlikte değişken miktarlarda damarlanma gözlendi. Kemik lakünleri arasında çok sayıda osteosit mevcuttu. Sonuç: Bu olgu raporu, TZF uygulamasının çekim boşluğunun korunmasında etkili bir biyomateryal olarak kullanılabileceğini klinik ve histolojik olarak ortaya koymuştur. Çekim boşluğunun korunmasında TZF uygulamasının etkinliğinin belirlenmesi için randomize klinik kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır.
Objectives: Alveolar bone resorption generally occurs during healing after tooth extraction. The healing potential of platelet growth factors has generated interest in using platelet-rich fibrin (PRF) in socket preservation procedures. The aim of this case report is to investigate whether the use of PRF for socket filling could improve bone tissue quality of the alveolar bone following tooth extraction.
Materials and methods: A 45 year-old-female patient presented to our clinic with a non-restorable mandibular molar due to subgingival oblique crown-root fracture. After extraction of a tooth using a flapless atraumatic technique, socket was filled with PRF. Implant placement was performed at month 3. A bone biopsy was obtained for histomorphometric analysis.
Results: Clinical healing was uneventful. The outcome of the convex ridge allowed appropriate conventional implant placement. Formation of new lamellar structure was found in histologic evaluation. The specimen showed a new bone presented with variable amounts of loose, fibrous stroma filled with fibrovascular tissue.
Conclusions: Clinically and histologically, this report demonstrated that PRF could be used as an effective biomaterial in extraction site preservation prior to implant placement. Randomized controlled clinical trials are needed to fully evaluate the usefulness of PRF in socket preservation after tooth extraction.