Ana Sayfa | iletişim | English
   
 
Ana Sayfa
Yayım Kurulu
Bilimsel Danışma Kurulu
Yayım Kuralları
Yayımlanmış Sayılar
İletişim
   
 
EÜ Dişhek Fak Derg: 40 (2)
Cilt: 40  Sayı: 2 - 2019
Özetleri Gizle | << Geri
ARAŞTıRMA
1.
Diş Hekimlerinin Lokal Anestezikler, Toksisitesi ve Lipid Tedavisi Hakkındaki Bilgi Düzeyleri: Anket Çalışması
Dentists' Knowledge of Local Anesthetics, Local Anesthetic Toxicity and Lipid Therapy: A Survey Study
Derya Karasu, Şeyda Efsun Özgünay, Canan Yılmaz, ilken uğuz
doi: 10.5505/eudfd.2019.95914  Sayfalar 69 - 75
GİRİŞ ve AMAÇ: Lokal anestezikler diş hekimleri tarafından yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı; diş hekimlerinin lokal anestezikler, lokal anestezik toksisitesi ve lipid tedavisi hakkındaki bilgilerini incelemek ve bu konu hakkındaki farkındalığı artırmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bursa ilinde çalışmakta olan diş hekimleri çalışmaya dahil edildi. Katılımcılara lokal anestezikler, lokal anestezik toksisitesi ve lipid tedavisi hakkındaki anket formu verildi.
BULGULAR: Çalışmamız için 600 katılımcı hedeflendi fakat katılımcıların %17’si anketi tamamladı. Katılımcıların yaş ortalaması 40.71 ve çalışma yılı 16.91 idi. %52.9’u kadın ve %55.9’u Sağlık Bakanlığına bağlı kurumlarda çalışmaktaydı. Katılımcıların %19.6’sı lokal anestezik toksisitesi görmüş, %59.4’ü lipid tedavisini hiç duymamıştı, %2.1’i lipid tedavisini biliyordu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Toksisitesinin ölümcül olabilmesi açısından diş hekimleri lokal anestezikler, lokal anestezik toksisitesi ve tedavisi hakkında yeterli bilgiye sahip olmalıdırlar. Her kurumda lokal anesteziklerin sistemik toksisite tedavisinde lipid tedavisinin yönetimine ilişkin talimatlar hazırlanmalıdır ve çabuk ulaşılır bir yerde bulunmalıdır.
INTRODUCTION: Local anesthetics are commonly used by dentists. The aim of this survey study is to investigate dentists' knowledge of local anesthetics, local anesthetic toxicity, and lipid emulsion therapy, and to raise awareness on this issue.
METHODS: The study was carried out with dentists working in Bursa province of Turkey. The participants were asked to fill out a survey form addressing local anesthetics, local anesthetic toxicity, and lipid therapy.
RESULTS: Although the targeted participant number was 600, only 17% of the participants completed the survey. The average age of the participants was 40.71 years with the average working experience of 16.91 years. Of all participating dentists, 52.9% was women and 55.9% was working at institutions affiliated to the Ministry of Health.According to the survey results, 19.6% had encountered with the cases of local anesthetic toxicity; 59.4% had never heard of lipid emulsion therapy whereas 2.1% knew with lipid emulsion therapy.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Considering the fact that toxicity can be fatal, dentists should have adequate information about local anesthetics, local anesthetic toxicity, and the treatment of toxicity. Instructions regarding the management of lipid emulsion treatment should be prepared in every institution for the treatment of local anesthetic-induced systemic toxicity and kept in a readily accessible place.

2.
Enfeksiyondan Korunmada Güncel Rehberler Doğrultusunda Koruyucu Ekipmanların Kullanımının Önemi: Anket Sonuçlarının Değerlendirilmesi
The Significance of Using Protective Equipments in Preservation of Infection from Current Guides: Evaluation of Survey Results
Esra İncesu, Nuran Dinçkal Yanıkoğlu
doi: 10.5505/eudfd.2019.32154  Sayfalar 77 - 87
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmanın amacı diş hekimliği öğrencileri ve akademik personelin enfeksiyon ve korunma yollarına ilişkin yaklaşımlarını değerlendirmek, belirli bir tür eldiven seçimindeki kriterlerini, bunun nedenlerini araştırmak; bir koruyucu olarak eldiven kullanımındaki bilinçlilik ve davranış şeklini belirlemektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Veriler 181 diş hekimliği öğrencisi ve 122 akademik personele uygulanan ankette yanıtlanan “Belirli bir tür eldiven seçimindeki kriteriniz nedir?, Eldiveninizi, maskenizi ne sürede değiştirişiniz?” gibi sorulara verilen cevaplarla elde edildi.
BULGULAR: Katılımcıların yüzde 44,9’u belirli bir türde eldiven tercih ettiklerini belirtmişlerdir. “Diş hekiminin alerjisi olması” eldiven seçiminde en sık rapor edilen nedendi. Bazı katılımcılar eldivenlerin tam koruma sağladığına dair yanlış bilgiye sahipken; bazıları eldivenlerin neredeyse koruma sağlamadığını düşünmekteydi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Öğrencilerin ve akademik personelin ortalama değerin üzerinde bilinçlilik gösterdiği ve bulaşıcı hastalıklar konusunda bilgi sahibi olduğu, hastasına doğru bir yaklaşım sergilediği gözlemlenmiştir. Yine de bulgular diş hekimliği eğiticilerini; öğrencilerinin enfeksiyon ve korunma yollarıyla ilgili eğitiminin önemi hakkında uyarmakta; tavsiye rehberlerini destekleyen bilim ve teknolojiyi takip ederek enfeksiyon kontrolü hakkında akademik personele kapsamlı ve pratik uygulamalar yaptırılması konusunda uyarıcı niteliktedir.
INTRODUCTION: The objectives of this study were to explore dental students and dental professionals preferences for certain types of gloves and the reasons for these preferences, as well as determining their knowledge and behavior concerning the use of dental gloves as a means of protection.
METHODS: Data were collected from 181 dental students, 122 dental professionals by answering the questions such as “What are the reasons for preferring certain types of gloves?, How often do you change your glove and mask?”.
RESULTS: 44.9 percent of respondents said they prefer gloves in a certain type. “Provider allergies” was most frequently reported as a reason for glove preference. Some respondents wrongly believed that gloves provide full protection, thought that gloves provide protection as long as there is no visible tear.
DISCUSSION AND CONCLUSION: It was observed that the students and the academic staff showed awareness over the average value and informed about the infectious diseases and displayed a correct approach to the patient. Nonetheless, the findings may include dentistry trainers; warns students about the importance of education about infection and prevention methods; it follows the science and technology supporting the advice guides and warns the academic staff about comprehensive and practical applications about infection control.

3.
Dijital ve konvansiyonel yolla üretilen kron restorasyonların uyum parametrelerinin karşılaştırılması
Comparison of fit parameters of crown restorations produced by digital and conventional methods
Merve Benli, Değer Öngül, Burçin Karataşlı, Bilge Gökçen Rohlig
doi: 10.5505/eudfd.2019.49354  Sayfalar 89 - 96
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, konvansiyonel ve iki farklı dijital ölçü yöntemi kullanılarak elde edilen kron restorasyonların marjinal ve internal uyumlarının karşılaştırılmasıdır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmada toplam 3 grup olup, her grup 10 adet örnek içermektedir. C-1 grubunda, CEREC AC Omnicam (Sirona Dental Systems, Bensheim, Almanya) ağız içi tarayıcı kullanılarak ana modelden direkt dijital ölçü alınmış ve kron üretimi IPS-e max CAD (Ivoclar Vivadent, Schaan, Liechtenstein, Almanya) materyali kullanılarak yapılmıştır. C-2 grubunda, konvansiyonel metodla ölçü alınarak, Co-Cr alt yapıdan oluşan, metal destekli seramik kronlar IPS Classic Ceramic (Ivoclar Vivadent, Schaan, Liechtenstein, Almanya) materyalinden üretilmiştir. C-3 grubunda ise, alçı model ağız dışı tarayıcı inEos X5(Sirona Dental Systems, Bensheim, Almanya) ile taranmış ve kronlar için bilgisayarda dizayn ve üretim, IPS-e max CAD materyali ile gerçekleştirilmiştir. Restorasyonların marjinal ve internal uyumsuzluğunu değerlendirmek için ‘replika tekniği‘uygulanmıştır. Elde edilen ölçümlere göre, ölçü teknikleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olup olmadığına Oneway Anova ve Tukey HSD testleri kullanılarak karar verilmiştir.
BULGULAR: Ortalama marjinal ve internal aralık ölçümlerine göre gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p=0,001; p<0,01). Marjinal (46,8-68,5 μm) ve internal (85,1-111,4 μm) aralık parametreleri açısından en düşük değerler Grup C1’de elde edilmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Marjinal ve internal uyum parametreleri açısından, direkt dijital yöntem aracılığıyla üretilen kron restorasyonlarının en iyi sonuçları verdiği saptanmıştır.
INTRODUCTION: The aim of this investigation were to compare the marginal and internal fit of single-unit crowns fabricated using conventional and two different digital impression systems.
METHODS: Totally 3 groups of samples were prepared for the study, and 10 samples were included for each group. In the group of C1, direct digital impressions were obtained from master model by using intraoral scanner CEREC AC Omnicam (Sirona Dental Systems, Bensheim, Germany) and crown production were made with IPS-e max CAD (Ivoclar Vivadent, Schaan, Liechtenstein,Germany) material. For group C2, porcelain- fused-to metal crowns with Co-Cr copings were produced with conventional impression methods from IPS Classic Ceramic (Ivoclar Vivadent, Schaan, Liechtenstein, Germany).In the group C3, plaster model was scanned with extraoral scanner (InEos X5,Sirona Dental Systems, Bensheim, Germany) and the crowns were fabricated via computer aided design from IPS-e max CAD material. The ‘replica technique’ was applied to evaluate marginal and internal discrepancy of restorations. According to the datasets obtained from replica technique, statistically significant differences among the impression techniques were evaluated with Oneway Anova ve Tukey HSD tests (α: .05).
RESULTS: There was a statistically significant difference between the groups according to the mean marginal and internal gap values (p=0.001; p<0.01). The lowest values for marginal (46.8-68.5 μm) and internal (85.1-111.4 μm) gap parameters were obtained in Group C1.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In terms of marginal and internal fit parameters, it has been determined that the crown restorations produced by direct digital method provided the best results.

4.
Orta Yaş ve Üstü Bireylerde Üçüncü Molar Dişlerin Değerlendirilmesi
Evaluation of the Third Molars in Middle Aged and Older İndividuals
Hazal Karslıoğlu, Pınar Ayşe Sumer
doi: 10.5505/eudfd.2019.63308  Sayfalar 97 - 102
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, 50 yaş ve üstü bireylerde panoramik radyograflarda üçüncü molar diş prevelansının belirlenmesi ve bu dişlerle ilişkili patolojilerin değerlendirilmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışmada, 50 yaş ve üzeri 300 hastaya ait panoramik radyograflar değerlendirildi. Üçüncü molar diş prevelansı, gömüklük durumu ve pozisyonu, bu dişlerle ilgili durumlar ve patolojiler incelendi.
BULGULAR: Çalışmada değerlendirilen 300 hastada toplam 272 adet üçüncü molar diş olup; bunların 115 tanesi üst çenede, 157 tanesi ise alt çenede izlenmiştir. Üçüncü molar dişlerin %13.2’si gömülü olarak belirlenmiştir. 272 adet dişin %3.3’ünün hiçbir patoloji izlenmeyen sağlıklı diş olduğu gözlendi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: İleri yaşlarda da ağızda üçüncü molar diş görülme olasılığının fazla olduğu; kist/tümör gibi ciddi patolojiler nadir olarak görülse de, çürük ile ilgili durumlar ve periodontal patolojilere sık rastlandığı görülmüştür.İleri yaşlarda gömülü ÜMD’lere erkeklerde kadınlara göre daha fazla rastlandığı tespit edilmiştir. İleri yaşlarda gömülü üçüncü molar dişlerin en sık vertikal pozisyonda olduğu tespit edilmiştir.
INTRODUCTION: The aim of this study was to determine the prevalence of third molar teeth on panoramic radiographs in adults aged 50 and older individuals and to evaluate the pathologies associated with these teeth.
METHODS: In this study, 300 panoramic radiographs of 50 years and older patients were evaluated. Third molar tooth prevalence, impacted teeth and position, conditions and pathologies related to these teeth were examined.
RESULTS: There were 272 third molar teeth in 300 patients evaluated in the study; 115 of them were seen in the maxilla and 157 of them in the mandibula. 13.2% of 272 third molars were seen as impacted teeth. 3.3% of 272 teeth were observed to be healthy teeth without any pathology.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In middle aged and older individuals, the possibility of third molar tooth appearance is high in the mouth; severe pathologies such as cysts / tumors are seen rarely, but caries-related conditions and periodontal pathologies are common. It was found that the impacted third molar teeth in middle aged and older individuals were more common in males than females. The most common position of the impacted third molar teeth in middle-aged and older individuals was vertical.

5.
Direkt ve indirekt yöntemle yapılan kompozit rezin laminate veneer restorasyonların klinik değerlendirilmesi: 1 yıllık kontrol
Clinical evaluation of direct and indirect resin composite veneer restorations: 1 year report
Duygu Recen, Banu Önal, L.sebnem Turkun
doi: 10.5505/eudfd.2019.66933  Sayfalar 103 - 115
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, farklı tekniklerle uygulanan kompozit rezin laminate veneer (RLV) restorasyonların bir yıllık klinik performansını değerlendirmektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: İlk 15 diş, Esthet•X HD (Dentsply DeTrey, Konstanz, Almanya) ile indirekt kompozit RLV restorasyonlarla; sonraki 15 diş Ceram•X Duo (Dentsply DeTrey) ile direkt kompozit RLV restorasyonlarla restore edildi. Başlangıç, 6 ve 12 ayda restorasyonlar modifiye Ryge kriterleri, cep derinliği, plak indeksi ve diş eti indeksi kullanılarak değerlendirildi. Klinik kriterlerin değerlendirilmesinde Mann Whitney U testi kullanıldı. Cep derinliği ölçümleri için Friedman testi kullanıldı. Plak ve diş eti indeksindeki farklılıklar Fisher’in kesin testi ve Oran karşılaştırmaları testi ile analiz edildi.
BULGULAR: Mann Whitney U testi sonucunda, gruplar arasında sadece kenar renklenmesi kriterinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p≤0.05). İndirekt grupta 6. ay kontrolünde cep derinliği ve gingival indeks skorları arttı, bu artış istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p≤0.05). Bu kriterlere göre direkt tekniğin indirekt teknikten istatistiksel olarak anlamlı ölçüde daha iyi olduğu tespit edildi (p≤0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışmanın bulgularına dayanarak, her iki teknikle yapılmış kompozit RLV restorasyonlar anterior dişlerde estetik problemi olan hastalarda iyi birer tedavi seçeneği olabilir. Ancak erken dönem kenar renklenmesi, preparasyon, ölçü ve yapıştırma aşamasındaki zorluklar indirekt tekniğin dezavantajları olarak karşımıza çıkmaktadır.
INTRODUCTION: The objective was to evaluate one year clinical performance of composite veneers applied with different techniques.
METHODS: The first 15 teeth were restored with an indirect technique with Esthet•X HD (Dentsply DeTrey, Konstanz, Germany), the next 15 teeth were restored with a direct approach with Ceram•X duo (Dentsply DeTrey). At baseline, 6 and 12 months, the restorations were evaluated using modified Ryge criteria, pocket depth, plaque index and gingival index. Mann Whitney U test was used in evaluating clinical criteria. Friedman test was used for pocket depth measures. Differences in plaque and gingival index were analysed by Fisher’s exact test and Proportions test.
RESULTS: Regarding Mann Whitney U test, only the marginal discoloration criteria was statistically significantly different between the groups (p≤0.05). In the indirect group, the pocket depth and gingival index scores were increased at 6 month recall and these increases were statistically significant (p≤0.05). Direct technique was found to be statistically significantly better than the indirect technique (p≤0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Based on the findings of this study, both composite veneer techniques may be a good treatment option for patients with esthetic problems in anterior teeth. However, early discoloration rate, complex approach with preparation, impression and luting are the disadvantages for indirect technique.

6.
Mineral trioksit agregat tıkacı ile yapılan apeksifikasyon tedavisinin başarısının değerlendirilmesi
Evaluation the success of apexification with mineral trioxide aggregate as apical plug
Aytül Çelikkol, Beyser Pişkin
doi: 10.5505/eudfd.2019.83702  Sayfalar 117 - 122
GİRİŞ ve AMAÇ: Canlılığını yitirmiş, açık apeksli üst keser dişlerde MTA ile tek seans apeksifikasyon tedavisinin klinik ve radyografik başarısının değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışma 13-36 yaş aralığında 17 hastaya ait, devital ve açık apeksli 20 adet üst çene ön dişe uygulanan prospektif klinik çalışmadır. Standart giriş kaviteleri açılıp, eski kanal dolguları ya da nekrotik pulpa uzaklaştırıldı. Kök kanalları biyomekanik olarak temizlendi; kalsiyum hidroksit medikamanı ile pansumanı yapıldı. Dişler klinik olarak asemptomatik hale geldiğinde son irigasyon %5’lik EDTA, %2,5’lik NaOCl, distile su ve %2’lik Klorheksidin ile gerçekleştirildi. Kök kanalları kurulandıktan sonra, 3-5 mm kalınlığındaki MTA kök ucuna yerleştirildi. 2-5 gün sonra, kök kanalları guta perka veya fiber post ile dolduruldu, koronaler restorasyon kompozit rezin ile gerçekleştirildi. Hastalar 3, 6, 9,ve 12. aylarda klinik ve radyografik kontrollerine çağrıldı. Olguların toplam takip süreleri 6-12 ay sürdü. Kontrol radyografları iki bağımsız gözlemci tarafından PAI skalasına göre, Simon’ın 2007’de yaptığı klinik çalışmadaki iyileşme kriterleri modifiye edilerek değerlendirildi.
BULGULAR: 20 olgunun tümü klinik olarak asemptomatik hale geldi; 2 tanesinde PAI skoru değişmedi ve “şüpheli iyileşme” gözlendi. Olguların 18’inde PAI skoru azalarak, klinik ve radyografik olarak başarılı bulundu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: MTA kök ucu bariyer uygulamalarında başarılı bir materyaldir. Açık apeksli dişlerin tedavisinde MTA ile tek seans apeksifikasyon uygulamasıyla başarıya ulaşılabilmektedir.
INTRODUCTION: The aim of this study is to describe the successful outcome of apexification treatment with MTA plug on devital permanent teeth.
METHODS: This prospective study included 20 teeth in 17 patients aged between 13-36 years. Necrotic remnants or root canal treatment materials were removed. Root canals were biomechanically cleaned and filled with calcium hydroxide for 3-4 weeks. When the teeth were asymptomatic, final irrigation was done with 5% EDTA, 2.5% NaOCl, distilled water and 2% chlorhexidine. After drying root canals, MTA was placed as the apical plug. 2-5 days later, the root canals filled by gutta-percha or fiber posts; then coronal restorations were completed with composite resin. Patients were recalled for 3, 6, 9 and 12 months clinical and radiographic follow up. In a blind evaluation, the teeth radiographs were examined with PAI scala, according to the criterias that are modifications of evaluation procedures used by Simon’s study in 2007.
RESULTS: At the 6-12 months clinical examination all of the 20 cases were asymptomatic. 18 of the cases were classified as ‘successfull’ radiographycally and clinically. 2 of them showed ‘relative success’.
DISCUSSION AND CONCLUSION: MTA is a potantial apical barrier material. Apexification treatment with MTA plug on permanent teeth showed favourable results.

7.
Bireyselleştirilmiş iyileşme başlığının immediyat implantasyon sonrası implant çevreleyen sert ve yumuşak dokular üzerine etkisinin değerlendirilmesi
The effect of customized healing abutment on dimensional changes of peri-implant soft and hard tissues after immediate implantation
Önder Gürlek, Şule Sönmez
doi: 10.5505/eudfd.2019.26213  Sayfalar 121 - 131
GİRİŞ ve AMAÇ: İmmediyat implant uygulaması ile birlikte yerleştirilen bireysel iyileşme başlığının, implant çevresindeki sert ve yumuşak dokuların boyutsal değişimine etkisinin değerlendirilmesi hedeflenmiştir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya yaşları 20 ile 58 arasında değişen (ort ± ss: 32,78 ± 11,51), 16 kadın, 10 erkek toplam 26 hasta dahil edildi. 28 ümitsiz prognoza sahip premolar diş test ve kontrol gruplarına eşit sayıda olacak şekilde rasgele dağıtıldı. Diş çekimi sonrası implant yerleştirilmesini takiben kontrol grubunda standart iyileşme başlığı kullanılırken test grubunda bireysel iyileşme başlığı kullanıldı. İmplantın boyun seviyesindeki vestibül kemik kalınlığı (KK) ve dişeti kalınlığında (DK) meydana gelen değişimler operasyondan 1 hafta sonra ve 6. ayda alınan konik ışın hüzmeli volümetrik tomografi (CBCT) ile değerlendirildi. İnterdental papil yüksekliğindeki değişim miktarları ise operasyondan önce ve 6. ayda alınan standart fotoğraflar ile değerlendirildi. Grup içi ve gruplar arası değerlendirmelerin yapılmasında ve değişkenler arasındaki korelasyonların saptanmasında parametrik testler kullanıldı.
BULGULAR: Çalışma 27 implant ile tamamlandı. CBCT ölçümlerinde her iki grupta da KK’da anlamlı seviyede azalma saptandı (p<0,0001). Test grubundaki kemik kalınlığı değişiminin kontrol grubuna kıyasla istatistiksel anlamlı düzeyde daha az olduğu tespit edildi (p<0,01). Aynı ölçüm noktasında DK test grubunda artarken, kontrol grubunda azaldı (İki grupta da p<0,0001). Gruplar arası dişeti kalınlığı değişimleri istatiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,0001). Fotoğraf analizlerine göre, her iki grupta da papil yüksekliğinde anlamlı azalma saptandı. Gruplar arası karşılaştırmada test grubundaki papil yüksekliği değişimi anlamlı seviyede az bulundu. (p<0,05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: İmmediyat implantasyon ile birlikte standart ve bireysel iyileşme başlıklarının kullanılması vestibül yüzeydeki kemik kalınlığı ve papil yüksekliğindeki kayıpları engelleyememektedir. Ancak bu kayıpları bireysel iyileşme başlığı bu değişimleri postoperatif 6 aylık sürede azaltmaktadır.
INTRODUCTION: The aim of the present study was to evaluate the effect of customized healing abutment on dimensional changes of periimplant soft and hard tissues after immediate implantation.
METHODS: A total of 26 patients (16 females and 10 males, aged between 20 and 58 years) (mean ± SD 32.78 ± 11.51) were included in this study. 28 premolar teeth with a hopeless prognosis were randomly distributed to the test and control groups in equal numbers. Following tooth extraction, implants were placed, custom and standard healing cap placed in test and control group. Cone beam volumetric tomography (CBCT) was obtained after 1 week and 6 months to evaluate changes in vestibular bone thickness and gingival thickness at the neck level of the implant. Vertical dimensional changes of interdental papillas were evaluated using standard photographs that taken at baseline and after 6 months. Parametric tests were used to evaluate intra- and inter-group coefficient and to determine correlations between variables.
RESULTS: Twenty-seven implants completed the study protocol. CBCT measurements showed significant bone resorption at the crestal point of the implant in both groups (p <0.0001). Horizontal bone resorption was found to be significantly lower in the test group compared to the control group (p <0.01). At the same measurement point, gingival thickness increased in the test group and decreased in the control group (p <0.0001). The difference between the groups was statistically significant (p <0.0001). According to the standardized photographs, significant papillary loss was found in both groups. Inter group comparisons showed that the dental papillae loss were significantly higher in control group (p <0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Even though the standardized and customised healing abutments do not prevent bone and dental papillae loss around the implants in immediate implantation, utilization of customised healing abutments decreases the amount of tissue loss by 6 months.

8.
Ozon tedavisinin gingivektomi operasyonları sonrası yara iyileşmesi üzerine etkileri: kontrollü klinik çalışma
The effects of ozone therapy on wound healing after gingivectomy operations: a controlled clinical study
Zekeriya Taşdemir, Özge Köy, Merve Nur Oskaybaş, Damla Soydan
doi: 10.5505/eudfd.2019.69926  Sayfalar 133 - 140
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, ozon tedavisinin, gingivektomi ve gingivoplasti ameliyatları sonrası yara iyileşmesi üzerindeki etkilerini ikincil yara iyileşmesi modelinde değerlendirmektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya sistemik olarak sağlıklı 23 kişi (12 kadın, 11 erkek) katılmıştır. Gingivektomi ve gingivoplasti işlemleri yapıldı. Bir kadranda ozon tedavisi yapıldı ve kontralateral taraf tüm hastalarda kontrol tarafı olarak kabul edildi. Postoperatif 3 gün sonra, bir plak boyama ajanı uygulandı ve standart fotoğraflar çekildi. Fotoğraflar dijital bir görüntü programında değerlendirildi ve yara alanları milimetre kare olarak ölçüldü. Ameliyat sonrası ağrı, görsel analog skala ile değerlendirildi. Hastalar ameliyat sonrası 3., 7. ve 14. günlerde çağrıldı.
BULGULAR: Test tarafları postoperatif 3., 7. ve 14. günlerde kontrol taraflarına göre daha düşük boyalı yüzey alanlar gösterdi. VAS ölçeği sonuçları gruplar arasında ağrı ve rahatsızlık açısından anlamlı farklılıklar göstermiştir. Hastalar postoperatif 3. günde anlamlı olarak daha az ağrı bildirdi, ancak postoperatif 7. ve 14. günlerde anlamlı bir fark yoktu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışmanın sınırlılığı dahilinde ozon tedavisi, gingivektomi ve gingivoplasti ameliyatları sonrası yara iyileşme sürecini geliştirmiş ve postoperatif dönemdeki ağrıdaki azalmasını sağlamıştır.
INTRODUCTION: Aim of the present study was to evaluate the effects of ozone therapy on wound healing after gingivectomy and gingivoplasty operations as a model of secondary intention wound healing.
METHODS: 23 systemically healthy individuals (12 female and 11 male) participated in this study. Gingivectomy and gingivoplasty procedures were performed. One quadrant received ozone treatment and the contralateral side was considered as control side in all patients. After postoperative 3 days, a plaque disclosing agent was applied and standardized photographs were taken. Photographs were evaluated in a digital image program and wound areas were measured as millimeter squares. Postoperative pain was evaluated via a visual analog scale. Patients were called at 3rd, 7th and 14th days after surgery.
RESULTS: Test sides showed significantly lower stained surface areas compared to the control sides on the postoperative 3rd, 7th and 14th days. VAS scale results showed significant differences between groups in terms of pain and discomfort. Patients reported significantly lower pain on the postoperative 3rd day, however, there were no significant differences in postoperative 7th and 14th days.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Within the limitation of the present study, ozone treatment improved the wound healing process after gingivectomy and gingivoplasty surgeries along with the decrease in postoperative pain.