Ana Sayfa | iletişim | English
   
 
Ana Sayfa
Yayım Kurulu
Bilimsel Danışma Kurulu
Yayım Kuralları
Yayımlanmış Sayılar
İletişim
   
 
EÜ Dişhek Fak Derg: 41 (3)
Cilt: 41  Sayı: 3 - 2020
Özetleri Gizle | << Geri
ARAŞTıRMA
1.
Alveol Kret Yüksekliği ve Maksiller Sinüs Mukozası: Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi Değerlendirmesi
Alveolar Crest Height and Maxillary Sinus Mucosa: Cone Beam Computed Tomography Evaluation
Oğuzhan Demirel, Aslıhan Akbulut
doi: 10.5505/eudfd.2020.01033  Sayfalar 179 - 186
GİRİŞ ve AMAÇ: Dental implantların uygulanabilmesi için birincil gereklilik yeterli kemik miktarıdır. Maksiller posterior bölgede alveolar kretin atrofisi maksiller sinüs augmentasyonunu gerekli kılabilir. Sinüs augmentasyonu sırasında maksiller sinüs anatomisine ve patolojilerine bağlı olarak komplikasyonlar gözlenebilir. Bu çalışmanın amacı alveolar kret yüksekliği (AKY) ve maksiller sinüs mukozal değişiklikleri (SMD) arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya, implant planlaması amacıyla konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntüsü alınmış 60 hasta dahil edildi. KIBT görüntüleri üzerinde ölçüm yapılacak kesitleri belirlemek amacıyla panoramik rekonstrüksiyonlar yapıldı ve crosssectional kesitler üzerinde AKY ölçüldü. Maksiller sinüs mukozasındaki herhangi bir değişiklik kaydedildi.
BULGULAR: Değerlendirilen 60 hastanın % 63.3’ ünde SMD gözlendi. AKY değerleri, SMD olmayan ve olan hastalarda sırasıyla; birinci premolar için 16.78 ve 17.39 mm., ikinci premolar için 8.92 ve 7.83 mm., birinci molar için 7.07 ve 5.37 mm., ikinci molar için 10.05 ve 8.5 mm. olarak ölçüldü. Birinci molar bölgesinde ortalama AKY değerleri SMD olan hastalarda daha düşük bulundu (p<0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Molar bölgede ortalama alveolar kret yüksekliği ile sinüs mukozal değişiklikleri arasında ilişki vardır. Maksiller sinüs mukozasında değişimler izlenen hastaların molar bölgede ortalama kret yükseklikleri, mukozal değişiklik olmayan hastalardan daha düşüktür. Molar bölgede sinüs augmentasyonu işleminde maksiller sinüs mukozası dikkat gerektirmektedir.
INTRODUCTION: For dental implant placement, primary requirement is adequate bone. Alveolar crest atrophy in maxillar posterior area may necessitate sinus augmentation. During sinus augmentation, complications may be seen due to anatomy and pathologies of the maxillary sinus. The purpose of this study is to evaluate the relationship between alveolar crest height (ACH) and maxillary sinus mucosal changes (SMC).
METHODS: Study included sixty maxillary posterior edentulous patients who had undergone cone beam computed tomography (CBCT) evaluation for implant planning. On CBCT images panoramic reconstructions were made to define the measurement sections and on cross-sectional images ACHs were measured. Any visible change in maxillary sinus mucosa were recorded.
RESULTS: Of the evaluated 60 patients, 63.3% showed SMCs. ACHs were, 16.78 and 17.39 mm for first premolar, 8.92 and 7.83 mm for second premolar, 7.07 mm and 5.37 mm for first molar and 10.05 mm and 8.5 mm for second molar areas in patients without and with SMCs, respectively. Average ACHs were lower in patients with SMCs in molar area (p<0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: There is a correlation between alveolar crest height of the molar area and sinus mucosal change existence. Average alveolar crest height in the molar area is lower in patients with mucosal changes, compared to patients without mucosal changes. Sinus augmentation in the molar area requires attention for maxillary sinus mucosa.

2.
Odontojen Kistik Lezyonlarla İlişkili Derin Gömülü Mandibular Yirmi Yaş Dişlerine Cerrahi Yaklaşım: Retrospektif Değerlendirme
Management Of Odontogenic Cystic Lesion Associated Deeply Impacted Mandibular Third Molars: A Retrospective Study
Meltem Özden Yüce, Gözde Işık, Birant Şimşek, Selman Arslan, Tayfun Günbay
doi: 10.5505/eudfd.2020.13007  Sayfalar 187 - 194
GİRİŞ ve AMAÇ: Gömülü yirmi yaş dişi çekimleri, Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi pratiğinde sıklıkla lokal anestezi altında gerçekleştirilen güvenli cerrahi işlemlerdir. Operasyon sırasında ve/veya sonrasında meydana gelebilecek olan komplikasyonların görülme sıklığı odontojen kistik lezyonla ilişkili olan derin gömülü mandibular yirmi yaş dişi çekimlerinde artmaktadır.Bu çalışmanın amacı; 2017-2019 yılları arasında Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı ameliyathanesinde farklı cerrahi teknikler kullanılarak opere edilen odontojenik kistik lezyonla ilişkili derin gömülü yirmi yaş dişlerinin, operasyon sonrası komplikasyon oranlarının geriye dönük değerlendirilmesinin yapılarak önleyici tedavi tekniklerini değerlendirmektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışmada; 2017-2019 yılları arasında Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı’na başvuran,odontojen kistik lezyonla ilişkili gömülü yirmi yaş dişine çekim endikasyonu konulmuş toplam 42 hastada, farklı cerrahi teknikler kullanılarak uygulanan operasyonların sonuçları değerlendirildi. Kontrol seanslarında hastaların klinik ve radyolojik bulguları kaydedildi. Ayrıca; bireylerin yaş ve cinsiyet dağılımları, odontojen kistik lezyonun tipi, tedavi şekli ve meydana gelen komplikasyonlar değerlendirildi.
BULGULAR: Bu çalışmada, toplam 42 hastanın odontojenik kistik lezyon ile ilşkili gömülü mandibular yirmi yaş dişine yönelik cerrahi işlem yapılmıştır. Hastaların %73,80’inde kitlenin eksizyonunu takiben gömülü diş total olarak çıkarılmıştır. Hastaların %9,52 sinde kitlenin eksiyonunu takiben diş total olarak çıkarılmış ve profilaktik olarak osteosentez plağı uygulanmıştır. Hastaların %16,66 sında kitlenin eksizyonunu takiben dişin kronu separe edilerek çıkarılmış; kök bölümü mandibular kanal ile yakın ilişkisi nedeniyle bırakılmıştır. Hastaların %92,8 ‘inde patolojik kitlenin biyopsi sonucu dentigeröz kist olarak raporlanmıştır
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmada, patolojik kitlenin eksizyonunu takiben sadece total ekstraksiyon uygulanan hastaların %11,90’ında geçici n.alveolaris inferior parestezisi; %4,76’sında geç dönem çene kırığı meydana gelmiştir. Operasyon öncesi hastanın doğru görüntüleme tekniklerinin kullanılması ile doğru değerlendirilmesi ve yüksek risk grubunda bulunan hastaların tespit edilerek, uygun tedavi planlaması yapılması komplikasyon riskini azaltmak için önem taşımaktadır.
INTRODUCTION: Operative extraction of impacted mandibular third molars is a safe surgical procedure that is often performed under local anesthesia in oral surgery department. The rate of the severe complications increases when the tooth is deeply impacted and it is associated with odontogenic cystic lesion.The aim of the present study is to assess the complication rate of surgical extraction of odontogenic cystic lesion associated deeply impacted thir molars performed with different surgical techniques in oral and maxillofacial surgery clinic between 2017-2019 and explain the preventive techniques.
METHODS: In this study; the results of surgical extraction of 42 odontogenic cystic lesion associated deeply impacted thir molars that were treated in the Department of Oral and Maxillofacial Surgery of Ege University Faculty of Dentistry were evaluated. Clinical and radiological findings of the patients were recorded during the control sessions. Also; age and gender distribution of patients, the type of the odontogenic cystic lesion,the type of the surgical technique and the complication rates were evaluated
RESULTS: In this study, a total of 42 patients were operated with odontogenic cystic lesion associated deeply impacted mandibular third molars.73,80 % of the third molars participating in the study were extracted totally after the excision of the cystic lesion. 9,52 % of the third molars were extracted totally after the excision of the cystic lesion and prophylactic plate was applied.16,66 % of the third molars were operated with coronectomy technique after the excision of the cystic lesion. In 92.8% of the patients, biopsy of the pathological mass was reported as dentigerous cyst.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In the study, 11,90 % of the patients showed paresthesia of n.alveolaris inferior and in 4,76 % patients late mandibular fracture evaluated after the extraction of deeply impacted third molars which were extracted totally after the excision of the cystic lesion. Before the surgery, patients should be evaluated correctly by using accurate imaging techniques and the patients in high risk group should be identified and appropriate treatment planning should be made.

3.
Semptomatik Dişlere Sahip Olan Hastalarda Dört Farklı Elektronik Ağrı Değelendirme Skalasının Karşılaştırılması
Comparison of Four Different Electronic Pain Rating Scales in Patients with Symptomatic Tooth
Tan Fırat Eyüboğlu
doi: 10.5505/eudfd.2020.17136  Sayfalar 195 - 200
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, semptomatik dişleri olan hastalarda dört farklı elektronik ağrı skalası arasındaki korelasyonu ve uyum düzeyini değerlendirmekti.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Semptomatik dişi olan 50 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların yaşı, cinsiyeti, diş tipi kaydedildi. Hastalardan, kanal tedavisi öncesinde elektronik ağrı derecelendirme programında ağrı şiddetlerini dört farklı ağrı skalasında işaretlemeleri istendi; Görsel Analog Skala (VAS), Renk Analog Skalası (CAS), Sayısal Derecelendirme Skalası (NRS) ve Yüz Derecelendirme Skalası (FRS). Daha sonra, ağrı skorlamasındaki korelasyon ve uyum düzeyini değerlendirmek için tüm skorlar istatistiksel analize tabi tutuldu.
BULGULAR: Tüm ağrı derecelendirme skalaları arasında pozitif korelasyon bulundu (p <0.001). En yüksek korelasyon CAS ve NRS skorları arasında gözlendi (r = 0.930, p <0.001). Ağrı yorumlamasında en yüksek düzeyde uyum CAS ve NRS arasında (0.685, p <0.001), en düşük uyum ise CAS ile FRS arasında (0.384, p <0.001) gözlenmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Ağrı derecelendirme prosedürünün öznelliğini gösterecek şekilde, tüm skalalar arasında güçlü bir korelasyon ama orta düzeyde bir uyum bulunmuştur.
INTRODUCTION: The study aimed was to assess correlation and evaluate the agreement level between four different electronic pain rating scales in patients with symptomatic teeth.
METHODS: 50 patients with symptomatic teeth who consented were enrolled for this study. Patients’ age, sex, tooth type was recorded. Patients were then asked to mark their pain intensity on four pain rating scales; Visual Analogue Scale (VAS), Color Analogue Scale (CAS), Numerical Rating Scale (NRS) and Faces Rating Scale (FRS) before root canal treatment via an electronic pain rating program. All scores were then subjected to statistical analysis to assess correlation and agreement level in pain interpretation.
RESULTS: A positive correlation was found between all pain rating scales (p<0.001). The highest correlation was observed between CAS and NRS scores (r=0.930, p<0.001). The highest level of agreement in pain interpretation was observed between CAS and NRS (0.685, p <0.001) while, the lowest was between CAS and FRS (0.384, p<0.001).
DISCUSSION AND CONCLUSION: All rating scales presented a strong positive correlation whit a moderate level of agreement between scales indicating subjectivity of pain rating procedure.

4.
İmplant Üstü Protezlerde Kullanılan Ölçü Maddelerinin Fizikokimyasal Özelliklerinin Değerlendirilmesi
Evaluation of Physcochemical Properties of Impression Materials Used for Implant Supported Prosthetic Restoration
Makbule Heval Şahan, Rahime Tüzünsoy Aktaş, Niler Özdemir Akkuş
doi: 10.5505/eudfd.2020.24008  Sayfalar 201 - 208
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmamızın amacı implant destekli protezlerin yapımı sırasında kullanılan farklı ölçü materyallerinin fizikokimyasal özelliklerini karşılaştırmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmada 7 farklı ölçü materyali kullanılmıştır. Üretici firmaların önerileri doğrultusunda Shark-fin testi, yüzey netliği değerlendirmesi ve Shore A durometer cihazı ile sertlik değerlerinin ölçümü için ayrı ayrı 10’ar adet test örneği hazırlandı. Elde edilen veriler tek yönlü ANOVA ile istatistiksel olarak değerlendirildi.
BULGULAR: İmplant üstü protez yapımında kullanılan ölçü maddelerinin yüzey netlikleri karşılaştırıldığında ölçü maddeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Shark Fin test aletinin kullanıldığı akışkanlık testine göre polivinil siloksan ölçü maddesinin akışkanlığının en fazla olduğu görüldü. Sertlik testinin sonuçlarına göre 0 ve 24 saatlik ölçümleri polieter ölçü maddesinde en yüksek değer elde edilirken 72 saatlik ölçümlerde en yüksek değer polivinil siloksan ölçü maddesinde elde edildi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: İmplant üstü protez yapımı için çalışmada kullanılan ölçü maddeleri klinik olarak kabul edilebilir sonuçlar vermiştir.
INTRODUCTION: The aim of this in-vitro research is to make a comparative evaluation of the physicochemical properties of different impression materials used for implant-supported restorations.
METHODS: 7 different impression materials were used in this study. 10 specimens were prepared separately using the Shark-Fin test device, surface detail reproduction device and shore A durometer device according to the manufacturers' instructions. The obtained data were analyzed by using one-way ANOVA test.
RESULTS: The differences between surface details of the groups were found insignificiant. The fluidity value of polyvinylsiloxane impression material was found highest value according to Shark-fin test. The hardness values of polyether impression material at 0, 24th hours found highest where the highest hardness value at 72nd hour was measured for polyvinylsiloxane impression material according to Shore A durometer tests.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The impression materials used in this study for implant supported prosthesis were found clinically acceptable results.

5.
Farklı Isıl İşlem Uygulanmış Nikel Titanyum Eğelerin Döngüsel Yorgunluk Dirençlerinin Karşılaştırılması
The Comparative Evaluation of Cyclic Fatique Resistance of Different Heat-treated NiTi Instruments
Gözde Kandemir Demirci, Seniha Micooğulları Kurt, Burcu Şerefoğlu, Mehmet Emin Kaval, Mehmet Kemal Çalışkan
doi: 10.5505/eudfd.2020.24855  Sayfalar 209 - 213
GİRİŞ ve AMAÇ: Farklı ısıl işlem uygulamaları ile üretilmiş nikel titanyum eğelerinin döngüsel yorgunluk dirençlerinin karşılaştırılmasıdır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: On ikişer adet Scope RS Gold (25.06), Scope RS Blue (25.06) ve Scope RS “controlled memory” (CM) (25.06) nikel titanyum eğeleri çalışmaya dâhil edildi. Eğeler 60° kanal kurvatür açısına ve 3 mm kurvatür yarı çapına sahip paslanmaz çelikten yapılmış yapay kanallar kullanılarak döngüsel yorgunluk testi uygulandı. Eğeler kırılıncaya kadar geçen süre kaydedildi ve eğelerin kırılıncaya kadar gerçekleştirdiği tur sayısı hesaplandı. Elde edilen veriler One-way ANOVA ve post-hoc Tukey testi ile istatistiksel olarak değerlendirildi.
BULGULAR: Eğelerin kırılma dayanımının yüksekten düşüğe sıralaması Scope RS CM, Scope RS Gold ve Scope RS Blue olarak bulundu. Scope RS CM eğelerinin döngüsel yorgunluk direnci diğer gruplardan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0,05). Scope RS Blue ve Scope RS Gold eğeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0,05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamızın sınırları dâhilinde, Scope RS CM nikel titanyum eğesinin döngüsel yorgunluk direnci Scope RS Gold ve Scope RS Blue eğelerinden daha yüksek bulunmuştur.
INTRODUCTION: To compare the cyclic fatigue resistance of different heat-treated NiTi files.
METHODS: Scope RS Gold (25.06), Scope RS Blue (25.06) and Scope RS controlled memory (CM) (25.06) nickel titanium files were included in the present study (n=12). According to the manufacturer instruction files were rotated in an artificial stainless steel canal with 3 mm radius and 60° angle of curvature. The time to failure of files was recorded and the number of cycles to failure of the files were calculated. The data were analysed with One-way ANOVA and post-hoc Tukey tests.
RESULTS: The mean number of cycles to failure of files highest to lowest was Scope RS CM, Scope RS Gold and Scope RS Blue, respectively. A statistically significant difference was noted between Scope CM and the other two groups (p<0.05). There was no statistically significant difference between the Scope RS Blue and Scope RS Gold groups (p>0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Within the limitation of the present study the cyclic fatigue resistance of Scope RS CM nickel titanium files was greater than the Scope RS Blue and Scope RS Gold nickel titanium files.


6.
Okul öncesi çocuklarda erken çocukluk çağı çürüklerine etki eden faktörlerin değerlendirilmesi: Kesitsel Çalışma
Evaluation of factors affecting early childhood caries in preschool children: A cross-sectional study in a Dental Hospital
Gülçin Bulut, Hakan Bulut
doi: 10.5505/eudfd.2020.36024  Sayfalar 215 - 221
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, erken çocukluk çağı çürüklerinin (EÇÇ) şiddetinin ve sıklığının değerlendirilerek sosyoekonomik şartlar, eğitim ve yaşam alışkanlıkları parametreleri ile ilişkisinin belirlenmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu araştırma İzmir Eğitim Diş Hastanesi Çocuk Diş Kliniğine muayene için başvuran yaşları 3-5 arasında olan 251 çocuk üzerinde yürütüldü. Hastaların ağız içi muayeneleri yapılarak çürük durumu Dünya Sağlık Örgütü kriterlerine göre tespit edildi. Anne-baba ve çocuklara ait demografik bilgiler, çocukların beslenme ve ağız hijyeni alışkanlıklarına ait veriler anket formlarına kaydedildi. İstatistiksel değerlendirme Ki Kare, Kruskal Wallis ve Mann-Whitney U testleri kullanılarak yapıldı. İstatistiksel anlamlılık p<0.05 olarak kabul edildi.
BULGULAR: EÇÇ sıklığı %90 (226/251), Şiddetli-EÇÇ (Ş-EÇÇ) sıklığı %61 (153/251), dmft ve dmfs indeksi değerleri ise sırasıyla 5,65±3,83 ve 9,37±7,21 olarak bulundu. EÇÇ ve Ş-EÇÇ varlığı; cinsiyet (p=0,460), ailenin eğitim seviyesi (p=0,200) ve gelir seviyesi (p=0,761) ile değerlendirildiğinde istatistiksel olarak anlamlı değilken, 1-2 yaşına kadar geceleri beslenen çocuklarda (p<0,001), günde 3 kereden fazla şekerli gıda tüketimi yapan çocuklarda (p<0,001), dişlerini fırçalamayan çocuklarda (p<0,001) ve ebeveyn yardımı almadan dişlerini fırçalayan çocuklarda (p<0,001) istatistiksel olarak anlamlı düzeyde saptandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Ailelerin ağız sağlığı/hijyen konusunda eğitilmesi ve çocuklarına yardımcı olmaları için motive edilmeleri önerilmektedir.
INTRODUCTION: The aim of this study was to evaluate the severity and frequency of early childhood caries (ECC) and to determine its relationship with socioeconomic, educational and life habits factors.
METHODS: This study was conducted on 251 children aged 3-5 years who applied to Dental Hospital for examination. Caries status
was determined by WHO criteria. Demographic data of the parents and children, data on feeding and oral hygiene habits of the
children were recorded in questionnaire forms. Chi-square, Kruskal-Wallis and Mann-Whitney U tests were used for statistical
analysis. Statistical significance was set p<0.05.
RESULTS: The frequency of ECC was 90% (226/251), Severe-ECC (S-ECC) frequency was 61% (153/251), dmft and dmfs index values were 5.65±3.83 and 9.37±7.21, respectively. The presence of ECC and S-ECC was not significant when evaluated in terms of gender(p=0.460), educational level(p=0.200) and income level(p=0.761); but was statistically higher significant in children who were fed up at night until 1-2 years of age(p<0.001), children who consumed sugar foods for more than 3 times a day(p<0.001), children who did not brush their teeth(p<0.001) and children who brushed their teeth without parental supervision(p<0.001).
DISCUSSION AND CONCLUSION: It is suggested that parents should be educated on oral health and motivated to supervise their children.


7.
Farklı Periodontopatojenlerin RAW 264.7 Makrofajları Tarafından Fagositozunun Değerlendirilmesi
Evaluation of Different Periodontopathogens Phagocytosis by RAW 264.7 Macrophages
Nur Balcı, Adile Salehli, Esat Buğrahan Toksöz, Metin Çetin, Melis Yılmaz, Sevda Er
doi: 10.5505/eudfd.2020.47750  Sayfalar 223 - 229
GİRİŞ ve AMAÇ: Periodontitis, spesifik periodontal patojenlerin ileri doku kaybına neden olduğu kronik inflamatuar bir hastalıktır. Kronik inflamatuar hastalıklarda, bakterilerin makrofaj gibi özel fagositik hücreler tarafından fagositozu, inflamasyonun çözünmesi için önemlidir. Periodontal hastalıklardaki çeşitli bakteriler, fagositoz mekanizmasına karşı farklı davranışlar sergileyebilmektedir ve bununla ilgili bilgiler sınırlıdır. Bu nedenle farklı suşların spesifik patojenik davranışlarının periodontitisteki rolünü daha iyi anlamak için Enterococcus faecalis ve Prevotella intermedia'nın fagositozunu araştırmayı amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmada E. faecalis ve P. intermedia ağız klinik izolatları, RAW 264.7 makrofaj hücreleriyle 37 ° C ’de % 5 CO2 ortamında 1 saat inkübe edilmiştir. Floresanla etiketlenen bakterilerin fagositozunu ölçmek için akım sitometrisi yöntemi kullanılmıştır.
BULGULAR: Çalışmada elde edilen veriler, E. faecalis bakterisinin RAW 264.7 makrofaj hücreleri tarafından fagositoza önemli ölçüde
dirençli olduğunu, ancak P. intermedia'nın dirençli olmadığını göstermiştir (p <0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışma, periodontal hastalık patogenezinde görülen farklı bakteri türlerinin makrofajların fagositozuna yatkınlığı arasında bir fark olduğunu göstermektedir ve E. faecalis fagositoza karşı direnç göstermektedir.
INTRODUCTION: Periodontitis is a chronic inflammatory disease in which specific periodontopathogens play a role in the advanced tissue loss process. The phagocytosis of invading bacteria by macrophages is important for resolution of inflammation in chronic inflammatory diseases. Little is known about the different bacteria strains and their attitude towards phagocytosis process in periodontal disease. We aimed to investigate the phagocytosis of Enterococcus faecalis and Prevotella intermedia for better understand the role of specific pathogenic behaviors of different strains on periodontitis.
METHODS: E. faecalis and P. intermedia were incubated with RAW 264.7 macrophages at 37°C and 5% CO 2 for 1 hour. A flow cytometric method was used to measure phagocytosis of fluorescently labeled bacteria.
RESULTS: The study included clinical isolates of E. faecalis and P. intermedia. Data obtained showed that E. faecalis was significantly resistant to phagocytosis by RAW 264.7 macrophages but not P. intermedia (p <0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: This study suggests that there is a difference in susceptibility to phagocytosis by macrophages between different strains of bacteria which are seen in the periodontal disease pathogenesis and there is a resistance of E. faecalis to phagocytosis.

8.
Dental Travma ile İlgili İnternet Aracılığıyla Ulaşılan Bilgilerin Niteliğinin Değerlendirilmesi
Evaluation of The Quality of Information About Dental Trauma on Internet
Ezgi Yılmaz, Ece Eden
doi: 10.5505/eudfd.2020.86570  Sayfalar 231 - 235
GİRİŞ ve AMAÇ: DISCERN değerlendirme aracı kullanılarak, dental travma ile ilgili bilgi almak için arama motorları aracılığıyla görüntülenen web sitelerinin kalitesini değerlendirmektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: 29/03/2019 ve 05/04/2019 tarihleri arasında dental travma ile ilgili 10 adet anahtar kelime belirlenmiş ve 3 ayrı arama motoru (Google, Yahoo, Bing) üzerinden bu anahtar kelimeler kullanılarak internet araştırmaları yapılmıştır. Reklam sayfaları, tekrarlayan sayfalar, akademik yayınlar, video ve görseller dışında kalan internet siteleri (n=47) DISCERN değerlendirme aracı kullanılarak değerlendirilmiştir.
BULGULAR: Üç arama motoru ve 10 anahtar kelime ile saptanan 300 internet sitesi arasında 47 web sitesi (%15.67) değerlendirmeye
değer bulunmuştur. Sonuçlar DISCERN değerlendirme aracında 80 puan üzerinden değerlendirilmiştir. Bütün soruların toplam
puanı 40 ve üzerinde olan web sitelerinin oranı %42.55 (n=20), 40 puanın altında olan web sitelerinin oranı %57.45’tir (n=27).
DISCERN değerlendirme aracına göre web siteleri arasında alınan en yüksek toplam skor 55, en düşük toplam skor ise 16’dır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Dental travma ile ilgili internet bilgileri sınırlıdır. İnternette yer alan bilgilerin büyük çoğunluğu dental travmaya uğrayan kişilere travma sonrası yapılacak uygulamalar ile ilgili bilgi vermek ve kişileri doğru bir sağlık kuruluşuna yönlendirmek konusunda yeterli değildir. Konu ile ilgili nitelikli bir web sayfasına ihtiyaç vardır.
INTRODUCTION: To evaluate the quality of websites displayed through search engines to get information about dental trauma using DISCERN tool.
METHODS: Ten keywords related to dental trauma were identified and internet search was conducted using these keywords on 3 different search engines (Google, Yahoo, Bing) between 29/03/2019 and 05/04/2019. The websites other then advertisement pages, repeated websites, academic publications, videos and images (n=47) were evaluated by using DISCERN.
RESULTS: Among the 300 web sites identified by three search engines and 10 keywords, 47 websites (15.67%) were found suitable for evaluation. The results were evaluated with 80 points on the DISCERN scale. The percentage of websites with a total score of 40 and above is 42.55% (n=20) and the rate of websites with a score below 40 is 57.45% (27). According to the DISCERN tool, the highest total score between the websites is 55 and the lowest total score is 16.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Internet information about dental trauma is limited. The vast majority of the information on the Internet is not sufficient to provide information about the post-traumatic practices for dental trauma patients and to guide people to a correct health facility. There is a need for a qualified web page.

9.
Ebeveynlerin Çocuk Diş Macunu Seçimini Etkileyen Faktörlerin Değerlendirilmesi
Evaluation of the Factors Affecting Parents' Children Toothpaste Choice
Edibe Eğil, Canan Duman, Serhat Karaca, Sibel Acar Ezberci, Dilek Özge Yılmaz, Derya Tabakçılar Dündar
doi: 10.5505/eudfd.2020.27870  Sayfalar 237 - 241
GİRİŞ ve AMAÇ: Türkiye’de piyasada farklı özelliklerde çok sayıda diş macunu bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı ebeveynlerin çocukları için diş macunu seçimini etkileyen faktörlerin değerlendirilmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Ağustos 2018-Aralık 2018 tarihleri arasında İstanbul, Erzincan ve Uşak illerinde çocuk diş hekimliği kliniğine başvuran 1-14 yaş aralığındaki çocukların ebeveynleri tarafından doldurulan anketler ile çalışmanın verileri elde edildi. Ankette ebeveynlerin ve çocuklarının yaş, cinsiyet, eğitim durumu gidi sosyo-demografik verileri ile birlikte diş macun seçimini etkileyen faktörlere karşı tutumları değerlendirildi. Verilerin değerlendirilmesinde deskriptif istatistik ve değişkenlerin karşılaştırmasında Kikare, Mann Whitney U testi, ileri analizler için lojistik regresyon analizi kullanıldı.
BULGULAR: Üç şehirde toplam 653 anket değerlendirmeye alındı. Katılımcıların illere göre dağılımı; İstanbul 289 (%44,3), Erzincan 201 (%30,8), Uşak 163 (%25) şeklindedir. Çocukların %30,8’i günde iki ve daha fazla, %42,9’u ise günde 1 kere, %25’i haftada bir kere dişlerini fırçalamaktadır, %1,4’ü ise hiç fırçalamamaktadır. Ebeveyn ve çocuğun diş fırçalama sıklıkları arasındaki ilişki incelendiğinde korelasyon zayıf ve istatistiksel olarak anlamlı bulundu (r=0,354, p<0,001). Fluorlu diş macun kullanma tercihleri incelendiği zaman; lise mezunu ebeveynlerin fluorlu diş macunu kullanımı ilköğretim mezunu ebeveynlere oranla 2,97 kat azaldığı, üniversite mezunu ebeveynlerin fluorlu diş macunu kullanımı ise ilköğretim mezunu ebeveynlere oranla 4,1 kat azaldığı görülmektedir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Diş çürüğünü önleyici etki, ebeveynlerin diş macunu tercihini etkileyen en önemli sebeptir ve ebeveynlerin eğitim durumu arttıkça fluorlu diş macun kullanma oranı azalmaktadır.
INTRODUCTION: The aim of this study was to evaluate the parent’s reasons for choice of toothpaste.
METHODS: The data of the study were obtained by questionnaires filled by parents of children aged between 1-14 years, who applied to the pediatric dentistry clinic between August 2018 and December 2018 in Istanbul, Erzincan and Uşak. In the questionnaire, the socio-demographic data of the parents and their children, age, gender and educational status were examined together with the attitudes towards the factors affecting the selection of paste. Chi square, Man Whitney U test and logistic regression analysis were used for further analysis.
RESULTS: A total of 653 questionnaires were included in the survey in 3 cities. The distribution of the participants by cities was 289 (44.3%), Erzincan (30.8%), Uşak 163 (25%). 30.8% of the children brush their teeth two times a day, 42.9% once a day, 25% brush once a week, and 1.4% do not brush at all. When the relationship between parents' and children's teeth brushing frequencies were examined, the correlation was weak and statistically significant. (r = 0.354, p <0.001). When the use of fluoridated tooth paste is examined; the use of fluoridated toothpaste for high school graduate parent is 2.97 times less than primary school graduate parent; university graduate parent prefers 4.1 times less fluoridated toothpaste than primary school graduate parent.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The anti-caries effect of toothpastes is the most important reason for parents' choice of the toothpaste. As the education level of parents increases, the preference for fluoridated toothpaste decreases.

DERLEME
10.
Ortodontide Nikel Alerjisi
Nickel Allergy in Orthodontics
Özge Uslu Akçam
doi: 10.5505/eudfd.2020.55477  Sayfalar 243 - 248
Diş hekimliği uygulamalarında çok çeşitli materyaller kullanılmaktadır ve alerjik reaksiyonlarla sıklıkla karşılaşılmaktadır. Nikel içeren alaşımlar, en yaygın temas alerjeni olmasına rağmen, ortodontik materyallerde yaygın olarak kullanılır. Nikel, Tip IV gecikmeli aşırı duyarlılık reaksiyonu olan alerjik kontakt dermatite neden olan en tipik antijendir ve intra/ekstraoral alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Nikel alerjisinin oral klinik bulgu ve semptomları yanma hissi, dişeti hiperplazisi, labial deskuamasyon, angular çelitis, eritema multiforme, periodontitis, hafif ila şiddetli eritem ile stomatitis, papüller peri-oral döküntü, tat kaybı veya metalik tat, uyuşma ve dil tarafında ağrıdır. Nikel alerjisi toplumda sık görülür ve kadınlarda görülme oranı daha yüksek bulunmuştur. Medikal ve dental anamnez alınırken hastalar alerji açısından mutlaka sorgulanmalıdır. Diş hekimi, ortodontik tedavi sırasında bu alerjiye dikkat etmeli, bulgularını bilmeli, eğer ortaya çıkarsa teşhisi ve uzmana yönlendirilmesi konusunda gereğini yapmalıdır. Nikel alerjisi teşhisi koyulan vakalarda nikel içermeyen materyaller kullanılmalıdır. Bu yazıda, nikel alerjisi epidemiyolojisi, teşhisi, nikel alerjisi olan hastalarda ortodontik yaklaşım ve ortodontik materyallerin nikel içeriği açısından karşılaştırılması konuları anlatılmaktadır.
A wide variety of materials are used in dental practice and allergic reactions are frequently encountered. Nickel-containing alloys are the most common contact allergen, but are widely used in orthodontic materials. Nickel is the most typical antigen that causes allergic contact dermatitis with Type IV delay hypersensitivity reaction and may cause intra / extraoral allergic reactions. Oral clinical signs and symptoms of nickel allergy include burning sensation, gingival hyperplasia, labial desquamation, angular chelitis, erythema multiforme, periodontitis, stomatitis with mild to severe erythema, peri-oral rash of papules, loss of taste or metallic taste, numbness and pain on the tongue side. Nickel allergy is common in the community and the incidence is higher in women. Patients should be questioned in terms of allergy when taking medical and dental history. The dentist should pay attention to this allergy during orthodontic treatment, know their findings, and if necessary, diagnose and refer to the specialist. Nickel-free materials should be used in cases diagnosed with nickel allergy. This paper provides a summary of nickel allergy, its epidemiology, orthodontic approach in patients with nickel allergy and the comparison of orthodontic materials in terms of nickel content.

11.
Gebelik ve Tanısal Görüntüleme Yöntemleri
Pregnancy and Diagnostic Imaging Modalities
Ceyda Gürhan, Elif Şener
doi: 10.5505/eudfd.2020.60252  Sayfalar 249 - 254
Günümüzde birçok kadın gebelikleri boyunca tanı ve tedavi amacıyla iyonize radyasyon içeren (direkt radyografi, bilgisayarlı tomografi, radyonüklid görüntüleme) veya içermeyen görüntüleme yöntemleri (ultrasonografi, manyetik rezonans görüntüleme) ile incelemeye maruz kalmaktadırlar. Bu yöntemler içinde diagnostik radyasyon prosedürlerinin teratojenik etkiler yaratacağı öngörülerek genellikle bu dönemde X ışını içermeyen yöntemler tercih edilmektedir. Fakat sanıldığının aksine, gebelik döneminde X ışını içeren tüm görüntüleme yöntemlerin yanısıra, X ışını içermeyen görüntüleme yöntemlerinin de hekimler tarafından her koşulda sınırsızca kullanılabilecek yöntemler olmayıp, bilinçsiz kullanıldığı zamanlarda fetüs ve embriyo üzerinde zararlı etkiler ortaya çıkmaktadır. Genetik bozukluk, intrauterin ölüm, artmış malignite riski, yapısal ve/veya fonksiyonel gelişim anomalisi ve mental retardasyon radyasyonun olası teratojenik etkileri içinde yer almakta olup, bu komplikasyonların ortaya çıkma olasılığı tercih edilen görüntüleme yöntemi, gebeliğin dönemi, maruz kalınan radyasyon dozu gibi birçok parametreye bağlı olarak değişkenlik gösterebilmektedir. Bu derlemenin amacı; gebelik döneminde kullanılabilecek tanısal görüntüleme yöntemleri ile alakalı mevcut bilgileri litaratür bilgileri ışığında güncellemek ve doğru endikasyonun konulması adına öneriler sunmaktır.
Nowadays, a lot of pregnant women are examinated for various medical reasons (diagnostic or treatment) with imaging modalities not using ionizing radiation, such as ultrasonography and magnetic resonance imaging; or using ionizing radiation such as direct radiography, computed tomography, nuclear medicine imaging. Diagnostic imaging methods not including ionizing radiation are usually prefered during pregnancy period. On the contrary, not only all imaging modalities which include ionizing radiation have harmful influence on the human embryo and fetus, but also imaging modalities that do not use ionizing radiation have the potential to negatively affect fetus if they used unlimited in every case. Formation and severity of potential adverse outcomes such as genetic damage, intrauterine death, increased risk of malignancy, several structural and/or functional development abnormalities, mental retardation depend on many parameters including imaging modality, radiation dose and dose rate, period of pregnancy. The aim of this review is to update information about diagnostic imaging modalities prefered during pregnancy period and to share suggestions for proper usage of these techniques in accordance with the current information in the literature.

12.
Dişeti Fenotipinin Önemi ve Belirleme Yöntemleri
The Importance of Gingival Phenotype and Detection Methods
Esra Aşık, Elif Şener, Bedriye Güniz Baksı Şen, Sema Becerik
doi: 10.5505/eudfd.2020.77598  Sayfalar 255 - 262
Dişeti fenotipi, dişetinin bukko-lingual yöndeki kalınlığını ve keratinize doku genişliğini tanımlamak için kullanılır. Dişeti morfolojisi altta yatan kemiği taklit eder. Dişeti fenotipi kişiden kişiye ve aynı kişide farklı diş bölgelerinde değişiklik gösterebilir. Dişeti fenotipinin cerrahi periodontal uygulamalarda tedavi sonucunu etkileyen önemli bir faktör olduğu bilinmektedir. Mukogingival, rejeneratif ve implant cerrahi işlemler öncesinde dişeti kalınlığı belirlenerek uygun cerrahi yöntemin seçilmesi operasyon başarısını önemli ölçüde etkilemektedir. Bu nedenle klinik uygulamada dişeti fenotipinin güvenilir yöntemler kullanılarak belirlenmesi önemlidir. Bu güne kadar dişeti kalınlığını belirlemek amacıyla girişimsel ve girişimsel olmayan çeşitli yöntemler kullanılmıştır. Bu derlemede dişeti fenotipinin genel özellikleri ile dişeti kalınlığı ölçüm yöntemleri ayrıntılı bir şekilde irdelenmektedir.
The gingival phenotype is used to define the thickness of the gingiva in the bucco-lingual direction and the keratinized tissue width. Gingival morphology mimics the underlying bone. The gingival phenotype may vary from person to person and in different tooth regions of the same person. It has been shown that gingival phenotype is an important factor affecting the outcome of treatment in surgical periodontal applications. Gingival thickness should be determined prior to mucogingival, regenerative and implant surgical applications in order to choose appropriate surgical method. Therefore, it is important in clinical practice to determine the gingival phenotype using reliable methods. To date, various invasive and non-invasive methods have been used to determine gingival thickness. In this review, general properties of gingival phenotype and gingival thickness measurement methods are explained in detail.