Ana Sayfa | iletişim | English
   
 
Ana Sayfa
Yayım Kurulu
Bilimsel Danışma Kurulu
Yayım Kuralları
Yayımlanmış Sayılar
İletişim
   
 
EÜ Dişhek Fak Derg: 42 (1)
Cilt: 42  Sayı: 1 - 2021
Özetleri Gizle | << Geri
ARAŞTıRMA
1.
Mekanik Cilalama, Renklenme ve Profilaktik Cilalama Sonrası BDT/BDÜ Materyallerinin Renk Değişimi ve Translusensi Değerlerinin İncelenmesi
Color Stability and Translucency of Two CAD-CAM Restorative Materials Subjected To Mechanical Polishing, Staining, and Prophylactic Paste Polishing Procedures
Bengisu Yıldırım, Duygu Recen
doi: 10.5505/eudfd.2021.04127  Sayfalar 1 - 8
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, mekanik polisaj, kahve ile renklendirme ve profilaktik polisaj prosedürlerine tabi tutulduktan sonra bilgisayar destekli tasarım ve bilgisayar destekli (BDT/BDÜ) bloklardan elde edilen örneklerin translusensi ve renk değişimini değerlendirmektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Her iki bloktan (Cerasmart A2-HT; GC, Initial-LRF, A2-HT: GC) toplam 26 adet örnek (n= 13) elde edildi. Örneklerin renk değişimi ve translusensi değerleri mekanik cilalama, kahve ile renklendirme ve profilaktik cilalama prosedürlerine tabi tutulduktan sonra spektrofotometre ile ölçüldü. Veriler Shapiro-Wilk normallik testi ile analiz edildi. Translusensi ve renk değişim değerleri Friedman testi ile istatistiksel olarak değerlendirildi. Translusensi ve renk değişimi açısından Cerasmart ve Initial-LRF arasındaki istatistiksel farkı belirlemek için ise Mann Whitney-U testi kullanıldı (α=.05).
BULGULAR: Cerasmart ilk ölçümde ve mekanik parlatma sonrası Initial-LRF’e göre istatiksel olarak anlamlı derecede daha translusent bulunmuştur (p<0.05). Her iki grupta kahve istatiksel olarak anlamlı derecede fazla renk değişimine neden olmuştur. Profilaktik cilama sonrasında ise istatiksel olarak anlamlı derecede renk değişimi olmuştur (p<0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Cerasmart, kahvede Initial-LRF’e göre daha fazla renklenmiştir. Kahve her iki materyalin translusensi değerlerini düşürmüştür. Renklenen seramik materyallerinin profilaktik cilanlanması klinik uygulama için önerilebilir bir yöntemdir.
INTRODUCTION: The aim of this study is to evaluate the translucency and color change of two computer-aided design and computer-aided manufacturing (CAD/CAM) blocks after subjected to mechanic polishing, coffee staining, and prophylactic paste polishing procedures.
METHODS: 26 specimens (n=13) were obtained from each CAD/CAM block (Cerasmart A2-HT; GC, Initial-LRF, A2-HT: GC). Color change values were evaluated after subjected to mechanic polishing, coffee staining, and prophylactic polishing procedures. Data were analyzed by a Shapiro-Wilk normality test and the translucency and color change values were evaluated statistically with Friedman test. Mann Whitney-U test was used to determine the statistical significance between the Cerasmart and Initial-LRF in terms of translucency and color change (α=.05).
RESULTS: For baseline measurements and after mechanic polishing measurement, the mean translucency value of the Cerasmart was significantly higher than Initial-LRF (p<0.05). In Cerasmart and Initial-LRF groups, coffee storage significantly increased the color change value, polishing with a prophylactic paste significantly decreased the color change value (p<0.05).

DISCUSSION AND CONCLUSION: Cerasmart, showed higher discoloration rate in coffee than Initial-LRF, and the translucency values of both Cerasmart and Initial-LRF specimens stored in the coffee solution decreased. Also, polishing with a prophylactic paste can be recommended.

2.
İskeletsel Sınıf 3 Bireylerde Hyoid Kemiğinin Konumunun Değerlendirilmesi
Evaluation of Hyoid Bone Position in Skeletal Class 3 Individuals
Beyza Karadede Ünal, Seher Nazlı Candabakoğlu Ulusoy
doi: 10.5505/eudfd.2021.05658  Sayfalar 9 - 24
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, iskeletsel Sınıf 3 malpozisyona sahip olan bireylerde hyoid kemiğin pozisyonunu iskeletsel olarak Sınıf 1 malpozisyonuna sahip bireylerde hiyoid kemik pozisyonunu karşılaştırmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışmada İskelet Sınıf 1 ve Sınıf 3 malpozisyona sahip 90 bireyin lateral sefalometrik radyografilerinde ölçümler yapıldı. Radyografilerdeki işaretleme ve ölçümler için Vistadent OC programı kullanıldı. Çoklu grup karşılaştırmaları için tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Post-hoc ikili karşılaştırmalar için Tukey HSD testi kullanıldı.
BULGULAR: H-SN, H-FH, H-OD, HS, HA, HN, H-APW, H-PNS, H-Cd, C3-HS, H-C3-S ölçümlerinde istatistiksel düzeyde anlamlı fark bulundu. Sagital yönde normal ve retrognati grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde fark gözlendi ve en düşük değer retrognati grubunda saptandı. Hyoid kemiğinin gövdesi, retrognati grubundaki kızlarda proganati ve normal gruba göre daha yüksek bulundu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sınıf 1 ve Sınıf 3 iskelet paternleri, hyoid kemiğin servikal vertebra ve çene ucuna olan mesafesini etkilemez. Retrognati grubundaki kızlarda hyoid kemik, prognati grubu ve normal gruba kıyasla vertikal yönde daha yukarıda konumlanmış ve ayrıca saat yönünün tersine dönüş hareketi saptanmıştır.
INTRODUCTION: The aim of this study was to evaluate the position of the hyoid bone in individuals with skeletal Class 3 malpositions of the hyoid bone in individuals with skeletal Class 1 position.
METHODS: We measured 90 individuals lateral cephalometric radiographs who have skeletal Class 1 and Class 3 malpositions. Markings and measurements of radiographs were performed using Vistadent OC software program. One-way analysis of variance (ANOVA) was used for multiple-group comparisons and Tukey HSD test was used for Post-hoc binary comparisons.
RESULTS: There was a statistically significant difference in the measurements of H-SN,H-FH,H-OD,HS,HA,HN,H-APW,H-PNS,H-Cd,C3-HS,H-C3-S. In the sagittal direction, a statistically significant difference was observed between the normal and retrognathie groups and the lowest value was in the retrognathie group. Hyoid bone body was found to be located higher in the girls of retrognathie group compared to the prognathie and normal group.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Class 1 and Class 3 skeletal patterns do not affect the distance of the hyoid bone to the cervical column and the tip of the jaw. The hyoid bone is positioned higher in the vertical direction in the girls of retrognathie group compared to the prognathie group and the normal group and also, counterclockwise rotation was seen.

3.
Skuamoz Hücreli Karsinoma Hastalarında Dental Implant Uygulamalarının Sağkalım ve Komplikasyonlarının Değerlendirilmesi
Evaluation of Survival and Complications of Dental Implants in Squamous Cell Carcinoma Patients
Funda Göker
doi: 10.5505/eudfd.2021.56933  Sayfalar 25 - 30
GİRİŞ ve AMAÇ: Skuamoz hücreli karsinoma en sık görülen habis tümörlerden biridir. Bu retrospektif çalışmanın amacı, skuamoz hücreli karsinoma hastalarında mikrovasküler serbest flap ile gerçekleştirilen rekonstrüktif cerrahi operasyonları sonrası dental implant uygulamalarının sağkalım oranlarının değerlendirilmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışma populasyonu, mikrovasküler serbest flap ile gerçekleştirilen rekonstrüktif cerrahi operasyonları takiben, oral rehabilitasyon amaçlı dental implant yerleştirilen ve en az bir yıl takibi yapılan skuamoz hücreli karsinoma hastalarından oluşmaktadır. Bu çalışmada, implantların sağkalım oranları başarı kriteri olarak değerlendirilmiştir. Operasyonlar ve protezler sonrası her aşamada görülen tüm komplikasyonlar ayrıca değerlendirmeye alınmıştır.
BULGULAR: Çalışmaya toplamda 36 implant yerleştirilmiş, 10 hasta (4 erkek/6 kadın) dahil edilmiştir. Hastaların rekonstrüktif cerrahi sonrası ortalama takip süresi (ort ± SS) 64,65 ± 15,42 ay, implant cerrahisi sonrası ortalama takip süresi (ort ± SS) 37,30 ± 14,36 ay olarak tespit edilmiştir. İmplant sağkalım oranı % 97,2 olarak bulunmuştur. Sadece bir implant, yerleştirilmesi takiben 15 ay sonra, tümörün tekrarlaması sonucu kayıp olmuştur. İmplant kayıpları ile cinsiyet, yaş, sigara alışkanlığı, mikrovasküler flap tipi, radyasyon terapisi, kemoterapi ve protez tipi arası herhangibir istatistiksel anlamlı bağlantı bulunmamıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Skuamoz hücreli karsinoma hastalarında, rezektif cerrahi sonrası, mikrovasküler serbest flap ile gerçekleştirilen rekonstrüktif cerrahi ve oral rehabilitasyon amaçlı uygulanan dental implant destekli protezler etkin bir tedavi yöntemi olarak tavsiye edilebilir.
INTRODUCTION: Squamous cell carcinoma is one of the most frequent malignancy. This article aimed to evaluate the survival rates of dental implants placed in squamous cell carcinoma patients after microvascular free flap reconstructive surgery with a minimum follow up of twelve months after implant insertion.
METHODS: The study population included squamous cell carcinoma patients that received dental implants after reconstructive surgery with microvascular free flaps. The survival rates of dental implants were evaluated as a criteria for success. All postoperative and prosthetic complications were additionally assessed.
RESULTS: The study population consisted of 10 patients with a total of 36 dental implants. Mean follow up of the patients after reconstructive surgery was 64.65 (mean±SD 15.42) months and mean follow-up after implant insertion was 37.30 (mean± SD 14.36) months. Overall implant survival rate was 97.2 %. One implant was lost at 15 months after placement due to carsinoma relapse. No relations were found between implant failures and gender, age, smoking status, type of microvascular free flap, radiation therapy, chemotherapy and prosthesis type.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Maxillo-mandibular reconstruction with microvascular free flap and rehabilitation with implant-supported prostheses after ablative surgery in squamous cell carcinoma patients can be considered as an acceptable procedure with successful outcomes.

4.
Eğimli Kanallarda Apikal Debris Ekstrüzyonu: Dört Farklı Döner Eğe Sisteminin ve Yer Çekiminin Etkileri
Apical Debris Extrusion in Curved Root Canals: The Effect of Four Rotary Instruments and Influence of Gravitational Force
İlknur Kaşıkçı Bilgi, Mehmet Kemal Çalışkan
doi: 10.5505/eudfd.2021.67044  Sayfalar 31 - 35
GİRİŞ ve AMAÇ: Farklı döner eğe sistemleri ile genişletilen kanallardaki apikal debris ekstrüzyonunu incelemek ve yer çekiminin etkisini belirlemek
YÖNTEM ve GEREÇLER: Doksan altı adet eğimli kök kanalı; Twisted File Adaptive, WaveOne, ProTaper Next ve MTwo sistemleri ile genişletildi. Her grup alt ve üst çene grupları olmak üzere iki alt gruba ayrıldı ve alt ve üst çeneyi taklit eden deneysel bir düzenek kullanıldı. Taşan debris miktarı 10-5 hassasiyetinde hassas tartı ile ölçüldü.
BULGULAR: Diş pozisyonlarının, eğe sistemleri üzerine apikalden taşan debris miktarı açısından anlamlı bir etkisi görülmedi (p> 0, 05). Ancak eğelerden bağımsız olarak değerlendirildiğinde alt çene pozisyonunda daha fazla debris taştığı gözlemlendi (p< 0, 05).

TARTIŞMA ve SONUÇ: Tüm eğe sistemlerinde apikalden belli miktarda debris taştığı görüldü. Eğe sistemleri ve yer çekiminin apikalden taşan debris üzerine etkisi gözlenmedi.
INTRODUCTION: To examine the amount of apically extruded debris produced by different rotary systems in curved root canals and to find out the effect of gravitational forces on extrusion.
METHODS: Ninety-six severely curved root canals were instrumented with; Twisted File Adaptive (SybronEndo, Orange, CA, USA), WaveOne (Dentsply Maillefer, Ballaigues, Switzerland), ProTaper Next (Dentsply Maillefer) and Mtwo (VDW, Munich, Germany) systems. Each group was divided into two subgroups of maxillary and mandibular considering their location and a trial model was used as a phantom head to simulate the upper and lower jaws. The amount of extruded debris was weighed using a 10-5 microbalance.
RESULTS: The location of the tooth and the instrument used had no significant effect on the amount of extrusion (p> 0, 05). When the gravitational force was considered regardless of the instruments, significantly more debris was extruded in teeth with mandibular location (p< 0, 05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: All rotary instruments caused apical extrusion of debris. Instrument technique and gravity has no impact on the amount of extruded debris.

DERLEME
5.
Obstrüktif Uyku Apne Sendromunda Tanı ve Tedavi Yöntemlerinde Güncel Yaklaşımlar
Current Approaches in Diagnosis and Treatment Modalities of Obstructive Sleep Apnea Syndrome
Ece Uçar, Işıl Çekiç Nagaş
doi: 10.5505/eudfd.2021.06978  Sayfalar 37 - 48
Obstrüktif Uyku Apnesi Sendromu (OUAS), üst solunum yollarının kısmen veya tamamen tıkanması ve oksijen desatürasyonu ile karakterize karmaşık bir hastalıktır. OUAS prevalansı çok yüksektir ve tüm dünyada birçok insan bu rahatsızlıktan muzdariptir. OUAS’nın en yaygın sonuçları; üst hava yolu kollapsı, horlama ve solunumun durmasıdır. Teşhis ve tedavi temel bir öneme sahiptir ve iş birliği yapan birçok uzmanlık alanı içermektedir. Hastalığın tanısında, gece boyunca yapılan polisomnografi (PSG) altın standart olarak kabul edilmektedir. Tedavi seçenekleri, hastalığın ciddiyetine ve hastanın beklentilerine göre seçilmelidir. Sürekli Pozitif Havayolu Basıncı (CPAP; SPHB) tedavisi, oral aparey tedavisi ve mandibuler ilerletme cerrahisi yaygın olarak tercih edilen tedavi yöntemleridir. SPHB tedavisi halen OUAS tedavisinde altın standart olarak kabul edilmektedir. Mandibuler ilerletme apareyi, SPHB tedavisi ile karşılaştırıldığında, hastalara kullanım kolaylığı sağladığı için klinisyenler ve hastalar tarafından tercih edilmektedir. Bu derlemenin amacı, hastaya uygun tedavi yönteminin seçilmesi ve uygulanması açısından OUAS ile ilgili mevcut tanı ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi vermektir.
Obstructive sleep apnea syndrome (OSAS) is a complex disease characterized with partial or complete obstruction of the upper respiratory tract and oxygen desaturation. The prevelance is high and a lot of people suffer from this disorder all around the world. The most common results of OSAS are upper airway collapse, snoring and respiratory arrest. Diagnosing and treating is of fundamental importance, and involves multiple specialties cooperating. Full overnight polysomnography (PSG) is the gold standard for diagnosis. The treatment options should be choosen according to the severity of the disease and patient’s expectations. Treatment options are divided into two as surgical and non-surgical options. Continuous Positive Airway Pressure (CPAP) treatment, oral appliance therapy and mandibular advancement surgery are the commonly preferred treatment modalities. CPAP treatment is still accepted as the gold standard in treatment of OSAS. The mandibuler advancement appliance is preferred by the clinicians and the patients, due to their ease of use when compared with CPAP treatment. The aim of this review is to report current diagnosis and treatment methods related to OSAS in terms of choosing and applying the appropriate treatment method to the patient.

ARAŞTıRMA
6.
COVID-19 Pandemisinin Protetik Diş Tedavisi Klinik Uygulamalarındaki Bulaş Riskine Etkisi
The Effect of COVID-19 Pandemic on Transmission Risk in Clinical Applications for Prosthetic Dentistry
Merve Benli
doi: 10.5505/eudfd.2021.51423  Sayfalar 49 - 58
GİRİŞ ve AMAÇ: Türk diş hekimlerinin protetik diş tedavisi uygulamaları ve farklı yüzey tiplerinde COVID-19 bulaşına yönelik farkındalık ve tutumlarının değerlendirilmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Diş hekimliği öğrencileri, mezun diş hekimleri ve protetik diş tedavisi uzmanlarının katıldığı çalışmada elektronik anket sistemi kullanılmıştır. Katılımcılara 9 soruluk bir anket hazırlanmış olup, tüm soruların cevaplandığı formlar çalışmaya dahil edilmiştir. Elde edilen verilerin analizi SPSS V23 programı ve ki-kare testi kullanılarak gerçekleştirilmiştir(p<0,05).
BULGULAR: Çalışmaya katılanların %39,1’i öğrenci, %39,3’ü diş hekimi ve %21,6’sı ise uzman hekimdir (N=3400). SARS-CoV-2 bulaşı açısından en riskli protetik uygulamalar, diş kesimi (p=0,027) ve vuruk alma (p=0,031) olarak belirlenmiştir. Virüsün aerosol içindeki canlılık süresi değerlendirmesi gruplar arasında farklılık oluştururken (p=0,003), diğer yüzey tiplerine (plastik, çelik, kağıt/karton ve bakır) yönelik değerlendirmelerde fark saptanmamıştır (p>0,05). Aerosol oluşturan aktivitelerin değerlendirilmesinde uzman hekimlerin farkındalığı anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur (p=0,024). Tüm gruplarda dental tedavi sırasında pleksi fanus kullanımına yönelik olumlu bir tutum izlenmiştir (p=0,680).
TARTIŞMA ve SONUÇ: COVID-19 sürecinde, Türk diş hekimleri aerosol oluşumu ve riskine yönelik yeterli farkındalık göstermişlerdir. Koruyucu ekipman kullanımına yönelik olumlu bir tutum sergilenmesine rağmen, yüzey tiplerine yönelik güncel bilgi düzeyinin arttırılması gerekmektedir.
INTRODUCTION: Evaluation of Turkish dentists’ awareness and attitudes towards COVID-19 transmission on different surface types and prosthodontic practices.
METHODS: An electronic questionnaire system was used in this study involving dentistry students, graduate dentists, and prosthodontists. A survey with 9 questions was prepared for the participants, and forms in which all questions were answered were included. Data were analyzed using the SPSS V23 program and chi-square test (p <0.05).
RESULTS: 39.1% of the participants were students, 39.3% were dentists and 21.6% were prosthodontists (N = 3400). The riskiest prosthodontic practices in terms of COVID-19 transmission were identified as tooth preparation (p=0.027) and abrading dentures (p=0.031). While awareness of the viability time of the virus for aerosol varied between groups (p = 0.003), no difference was found in terms of other surfaces (plastic, stainless steel, paper/cardboard, copper) (p> 0.05). Prosthodontists' awareness was found to be significantly higher in the evaluation of aerosol-generating activities (p = 0.024). During dental treatment, a positive attitude towards plexiglass box use was observed in all groups (p = 0.680).
DISCUSSION AND CONCLUSION: During COVID-19, dentists showed sufficient awareness of aerosol formation and risk. Although there is positive attitude towards protective equipment, the current level of knowledge about surface types needs to be upgraded.

DERLEME
7.
Hemofilik Hastalarda Çürük Kontrolü ve Tedavisi
Caries Management in Hemophilic Patients
Görkem Sengez, Ezgi Erden Kayalıdere, Can Dörter
doi: 10.5505/eudfd.2021.72473  Sayfalar 59 - 64
Hemofili hastalarının bir çoğunda diş çürüğü ve periodontal hastalık insidansı sağlıklı kişilere göre daha yüksek görülmektedir. Bunun nedeni, bu hastaların ağız içi kanama korkusu nedeni ile etkili bir ağız hijyeni sağlayamamalarıdır. Etkili bir ağız hijyeni sağlanmadığında diş etinde kanama görülme olasılığı artar, bu sebeple hemofilik hastalarda düzenli diş fırçalama, ağız bakımı ve diş hekimi kontrolleri oldukça önemlidir. Diş hekimleri bu hastaların tedavisi sırasında hastayı takip eden hematolog ile iletişim halinde olmalıdır. Hastaya gereken ağız hijyeni rutini anlatılmalı, hasta düzenli olarak kontrollere çağırılmalıdır. Bu sayede diş çürükleri erken fark edilerek kanal tedavisi veya diş çekimi gibi daha girişimsel işlemlere gerek kalmadan tedavi edilebilir. Birçok araştırmacı hemorajiden kaçınmak için restorasyon işlemleri sırasında lokal anestezi kullanılmamasını önermektedir. Ayrıca inhibitör ve antikor gelişme riski bulunduğu ve pahalı bir işlem olduğu için faktör replasman tedavisi gerekliliğini en aza indirgeyecek şekilde bir tedavi planı düzenlenmelidir. Bu derlemenin amacı hem diş hekimlerini hemofili hastalarına yaklaşım konusunda bilgilendirmek, hem de tıp hekimlerine bu hastaların tedavisinde ağız sağlığının önemini anımsatmaktır.
Prevelance of dental caries and periodontal diseases may be higher in hemophilic patients than others. Primary reason of this fact is not providing aqeuate oral hygiene in fear of hemorrhage. However the possibility of bleeding increases with the neglect of oral hygiene. Thus, regular tooth brushing and dental check-ups are important for hemophilic patients. Dentists must be in contact with the patient’s haematologist. Patient must be given the necessary oral hygiene motivation and appointed for regular check-ups. By this means dental caries can be noticed early and treated without the need for more invasive procedures like root canal treatment or extraction. Many researchers suggest not to use local anesthesia during restorative treatment in order to avoid any hemorrhage. Treatment plan must be carried out with the minimum need of factor replacement therapy to avoid the risk of development of antibody and inhitibitors. The aim of this review is to inform dentists about the dental approach of hemophilic patients and remind medical doctors about the importance of oral health in these patients.

8.
Protetik Diş Hekimliğinde Dijital Yüz Arkları
Digital Facebows In Prosthetic Dentistry
Özlem Çölgeçen, Mehmet Köse
doi: 10.5505/eudfd.2021.78790  Sayfalar 65 - 69
Protetik tedavi dikkatli bir şekilde konulmuş teşhis ve tedavi planlaması gerektirir. İdeal protez yapımında diş hekimi ve diş teknisyenleri arasındaki iletişim büyük önem arz etmektedir. Bu iletişim, kayıtlar yetersiz alındığında ya da iletim aşamasında zarar gördüğünde sekteye uğrayabilmektedir. Dental protezlerin estetik ve fonksiyonları oklüzal düzlemin sagital ve frontal düzleme göre oryantasyonundan etkilenmektedir. Oklüzal düzlemin ideal konumunun sağlanmasında ise yüz arkı (facebow) kullanımı yararlı olabilir. Bilgisayar destekli tasarım ve Bilgisayar destekli üretimdeki (CAD-CAM) güncel yenilikler ve teknolojik gelişmeler diş hekimliğinde birçok alanda kolaylıklar sunmaktadır. İş akışının tümüyle dijital olması; öngörülebilir klinik sonuçlar, prova aşamasının azalması ve hasta başında harcanan zamanın kısalması, verilerin depolama ve aktarımında kolaylık, gerektiğinde aynı protezin tekrar üretimi gibi birçok avantajı beraberinde getirmiştir. Yüz arkı kullanımının yararı sıklıkla sorgulanmıştır. Ancak dijitalleşen diş hekimliğinde dijital olarak üretilen maksiller ve mandibuler modellerin karşılıklı, çene eklemi ve yüz ile konumlanması büyük sorun oluşturmaktadır. Maksiller modelin yüze oryantasyonunda ve maksillo-mandibuler ilişkinin sağlanmasında uzaysal koordinatlara ihtiyaç vardır. Bu koordinatları elde etmemizi sağlayan analog veya dijital yüz arklarının kullanılması günümüzde gerekliliğini korumaktadır. Dijital yüz arklarının, analog yüz arklarındaki gibi hastaya rahatsızlık veren kulak çubuklarının olmaması ve hasta konforunun daha fazla olması, uygulama aşamalarının daha basit olması gibi üstünlükleri vardır.
Prosthetic treatment requires careful diagnosis and treatment planning. The communication between dentists and dental technicians is very important for making ideal prosthesis. This communication may be interrupted when insufficient records are received or when the records are damaged during the transfer phase. The aesthetics and functions of dental prostheses are affected by the orientation of the occlusal plane relative to the sagittal and frontal plane. The use of facebow may be useful in ensuring the ideal position of the occlusal plane. Technological developments and innovations in Computer-aided design and computer-aided manufacturing (CAD-CAM) offer many facilities in dentistry. Fully digitalization has brought many advantages, including more predictable clinical results, less fitting sections, shorter chairtime, easier data storage and transfer, reproduction of the same prosthesis when necessary. The benefit of using facebow has been questioned many times and many studies have argued that the use of facebow is not beneficial. However, digitally produced maxillary and mandibular models in digitalized dentistry have great problems with orientation to each other, to Temporomandibular joint and to face. Spatial coordinates are needed in the orientation of the maxillary model to the face and to provide the maxillo-mandibular relationship. The use of analog or digital facebows, which enable us to achieve these coordinates, is still necessary. Digital facebows have the advantages against analog facebows; such as does not have any uncomfortable earbuds and thus have more patient comfort and have simpler application stages.