ISSN 1302-7476
Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dergisi - EÜ Dişhek Fak Derg: 42 (2)
Cilt: 42  Sayı: 2 - 2021
ARAŞTIRMA
1.
Ağartılmış Mineye Rezin Bağlanma Dayanımında Sarı Kantaron Ekstraktının Antioksidan Etkisi: Bir in vitro Çalışma
The Antioxidant Effect of Hypericum perforatum L. on Resin Bond Strength to Bleached Enamel: An in vitro Study
Nasibe Aycan Yılmaz, Rukiye Yavaşer, Arife Alev Karagözler
doi: 10.5505/eudfd.2021.27147  Sayfalar 71 - 78
GİRİŞ ve AMAÇ: Sarı kantaron (Hypericum perforatum L.) ekstraktından hazırlanan ve ağartılmış mineye uygulanan farklı antioksidan protokollerinin mine-rezin bağlanma dayanımına etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Toplam 200 adet sığır kesici mine örneği, rastgele 8 gruba ayrıldı (n=25): NK (Negatif kontrol)=Ağartma Yok, PK (Pozitif kontrol)=Ağartma+Hemen Restorasyon, ER=Ağartma+Ertelenmiş Restorasyon, 10SA15=Ağartma+%10’luk Sodyum Askorbat-15 dk, 5SK15=Ağartma+%5’lik Sarı Kantaron-15 dk, 5SK30=Ağartma+%5’lik Sarı Kantaron-30 dk, 10SK15=Ağartma+%10’luk Sarı Kantaron-15 dk, 10SK30=Ağartma+%10’luk Sarı Kantaron-30 dk. NK haricindeki tüm gruplar, %16’lık karbamid peroksit kullanılarak ağartıldı (6 saat/günX7). Kompozit restorasyonlar, NK grubuna direkt olarak, PK grubuna ağartmadan hemen sonra, ER grubuna ağartmadan 15 gün sonra, diğer gruplara ise ilgili antioksidan solüsyonları uygulandıktan sonra yapıldı. Makaslama bağlanma dayanımı (MBD) analizi, kafa hızı 0,5 mm/dk olarak ayarlanan test cihazında gerçekleştirildi. Veriler megapascal (MPa) cinsinden kaydedildi. İstatistiksel analiz, tek yönlü ANOVA ve post-hoc Tukey HSD testleri kullanılarak 0,05 güven aralığında yapıldı.
BULGULAR: Ortalama(±SS) MBD değerleri (MPa) şu şekildedir: NK=22,99(±1,36)a, PK=10,63(±0,95)b, ER=19,89(±1,86)c, 10SA15=18,56(±1,47)d, 5SK15=14,43(±1,40)e, 5SK30=15,14(±1,17)e, 10SK15=17,16(±1,44)f, 10SK30=18,31(±1,50)df. Aynı üst simgeyi taşıyan ortalamalar arasında istatistiksel farklılık bulunmamaktadır (p>0,05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sarı kantaron ekstraktından hazırlanan 10SK30 protokolü, sodyum askorbattan hazırlanan 10SA15 protokolüne benzer düzeyde (p>0,05) antioksidan etkinlik göstererek ağartma sonrasında azalan mine-rezin MBD’ı arttırmıştır.
INTRODUCTION: To investigate the influence of different antioxidant protocols derived from Hypericum perforatum L. on bleached enamel-resin bond strength.
METHODS: Two hundred bovine incisor enamel samples were allocated randomly to 8 groups (n=25): NK (Negative control)=No Bleaching, PK (Positive control)=Bleaching+Immediate Restoration, ER=Bleaching+Delayed Restoration, 10SA15=Bleaching+10% Sodium Ascorbate-15 min, 5SK15=Bleaching+5% Hypericum Perforatum-15 min, 5SK30=Bleaching+5% Hypericum perforatum-30 min, 10SK15=Bleaching+10% Hypericum perforatum-15 min, 10SK30=Bleaching+10% Hypericum perforatum-30 min. All groups except NK were bleached with %16 carbamide peroxide (6 h/dayX7). Composite restorations were performed immediately in the NK, immediately after bleaching in the PK, 15 days after bleaching in the ER, and immediately after the application of relevant antioxidant solutions in the other groups. Shear bond strength (SBS) analyses were performed at a crosshead speed of 0.5 mm/min. SBS data, recorded as megapascal (MPa), were analyzed with one-way ANOVA and post-hoc Tukey HSD tests at 0.05 significance level.
RESULTS: Mean(±SD) SBS values (MPa) were as follows: NK=22.99(±1.36)a, PK=10.63(±0.95)b, ER=19.89(±1.86)c, 10SA15=18.56(±1.47)d, 5SK15=14.43(±1.40)e, 5SK30=15.14(±1.17)e, 10SK15=17.16(±1.44)f, 10SK30=18.31(±1.50)df. Means with same superscripts were not statistically different (p>0,05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Hypericum perforatum-derived 10HP30 protocol exhibited an antioxidant efficacy that was statistically similar (p>0,05) to sodium ascorbate-derived 10SA15 protocol in terms of improving the compromised resin SBS to bleached enamel.

2.
Alt Ön Dişlerde Düşük Doz Lazer Tedavisi İle Birlikte Serbest Dişeti Grefti Uygulamasının Keratinize Dişeti Miktarı ve Vestibüler Derinlik Artışına Olan Etkisinin Değerlendirilmesi- Randomize Kontrollü Klinik Çalışma
Evaluation of the Free Gingival Graft Along with Low Level Laser Therapy for to Increase Keratinized Gingiva and Vestibular Depth in Lower Anterior Teeth- Randomized Controlled Clinical Study
Mehmet Selim Yıldız, Sadiye Günpınar, Seyit Ali Kayıs
doi: 10.5505/eudfd.2021.58672  Sayfalar 79 - 87
GİRİŞ ve AMAÇ: Serbest dişeti grefti (SDG)’ne ek olarak uygulanan düşük doz lazer tedavisi (DDLT)’nin keratinize dişeti genişliği (KDG) ve vestibül derinlik (VD) arttırımına ve ilave olarak SDG’nin boyutsal değişimine olan etkisinin klinik olarak değerlendirilmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Alt çene ön bölgelerinde yapışık dişeti genişliği yetersiz olan 31 birey SDG+DDLT (test, n=15) veya SDG+plasebo lazer (kontrol, n=16) uygulamaları ile tedavi edildi. DDLT, SDG cerrahisi sonrası hemen, 1., 3., 7., 14. günlerde 0.1W çıkış gücü ve 6J/cm2 dozda non-kontak modda 60 saniye uygulandı. Greftin yüksekliği, üst ve alt genişliği, ilave olarak alt çene ön bölge dişlerine ait KDG ve VD değerleri dijital kumpas kullanılarak ölçüldü.
BULGULAR: Greft boyutlarındaki değişim çalışma periyodu boyunca gruplar arasında benzerdi (p>0.05). Greft yüksekliği ve üst genişliği test ve kontrol gruplarında ayrı ayrı değerlendirildiğinde, 1. ve 3. aylarda başlangıca göre anlamlı azaldığı (p<0.05), greft alt genişliğinin ise anlamlı değişim göstermediği belirlendi. VD ölçümlerinin 1. ve 3. aylarda her iki grupta anlamlı artış gösterdiği, test grubunda ise 3. aydaki VD kazanımının kontrol grubuna göre anlamlı olduğu saptandı (p<0.05). KDG’nin test grubunda kontrol grubuna kıyasla 1. ve 3. aylarda anlamlı artış gösterdiği belirlendi (p<0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışmanın sınırları dahilinde, SDG’ye ilave DDLT uygulamasının VD kazanımı ve KDG arttırımında yararlı olabileceği sonucuna varılabilir.
INTRODUCTION: This study aimed to evaluate the effect of low-level laser therapy (LLLT) adjunct with free gingival graft (FGG) on keratinized tissue width (KTW) and vestibular depth (VD) gain and dimensional changes of FGG.
METHODS: Thirty-one subjects presenting insufficient attached gingiva in their mandibular anterior area were treated with FGG+LLLT (test, n=15) or FGG+placebo LLLT (control, n=16). LLLT was performed with power of 0.1W-6J/cm2 for 60 seconds with non-contact mode immediately after surgery and on 1st-3rd-7th-14th days. Graft sizes in vertical/upper/lower dimensions, KTW and VD of the mandibular anterior region were measured with digital caliber.
RESULTS: Changes of graft dimensions were not different between groups during study period. Graft’s vertical and upper width decreased on 1st-3rd months compared to baseline (p<0.05), however, changes in lower horizontal width did not differ in both groups (p>0.05). It was determined that VD measurements increased significantly in 1st-3rd months in both groups, and the gain in 3rd month in test group was significant compared to control (p <0.05). KTW showed a significant increase in 1st-3rd months in test compared to control (p <0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Within the limits of this study, it can be concluded that LLLT may be utilized to increase VD and KTW following FGG.

3.
Farklı Rezin Simanlar ile Simante Edilen İndirekt Kompozit Restorasyonların Mikrosızıntı Miktarının Değerlendirilmesi
Microleakage of Indirect Composite Resin Luted With Different Adhesive Cements
Gamze Paken, Mine Dündar, Mehmet Sonugelen, L. Şebnem Türkün
doi: 10.5505/eudfd.2021.62681  Sayfalar 88 - 94
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, Sınıf II indirekt kompozit resin restorasyonlarda, farklı adeziv simanların proksimal yüzeylerdeki mikrosızıntıya etkisinin değerlendirilmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışmaya 24 adet çekilmiş, çürüksüz üçüncü molar diş dahil edildi. Standart Sınıf II kaviteler dişlerin hem distal hem de mesial yüzeylerinde ve mine-sement birleşiminden yukarıda olacak şekilde hazırlandı. Çalışma grupları 4 siman grubuna ayrıldı: GCem LinkAce (GCm) (GC, Japonya), Panavia F 2.0 (P) (Kuraray, Japonya), RelyX U200 (Rx) (3M ESPE, ABD), Superbond C&B (SB) (SunMedical, Japonya) ve kontrol (V) (Variolink II, Ivoclar Vivadent, Schaan, Liechtenstein). Her bir diş için mesial kavite çalışma grubu olacak şekilde ve distal kavite ise kontrol grubu olacak şekilde ayarlandı. Restorasyonlar indirekt kompozit materyalinden (Gradia; GC, Japonya) elde edildi ve kavitelere yapıştırıldı. Örneklere termosiklus uygulandı (5-55Cº,5000 döngü) ve sonrasında örnekler 24 saat boyunca %50 gümüş nitrat solüsyonunda bekletildi. Dişlerden mesio-distal olarak kesit alındı ve mikrosızıntı miktarları dijital görüntüleme yöntemi ile (24x; Leica optik mikroskop, Almanya) değerlendirildi. Kullanılan sıralı ölçek: 0-4 (0 = mikro sızıntı yok ve 4 = aksiyel duvar boyunca boya penetrasyonu). Her grup için ortalama değerler kaydedilmiş ve bu değerler Wilcoxon Signed Ranks testi kullanılarak istatistiksel olarak analiz edilmiştir. (alpha=0,05)
BULGULAR: Tüm grupların oklüzal mikrosızıntı değerleri arasında anlamlı bir fark yoktur (GCm: 0; P: 0,17 ±.0,4; Rx: 0 ve SB: 0,17 ±.0,4) (P> 0,05). En az mikrosızıntı değerleri (μm ± SD) sırasıyla oklüzal (0.00; 0,00) ve gingival (0,83 ± 0,4; 0,50 ± 0,5) ksımlar için GCm ve Rx kendinden adezivli simanlar için kaydedildi. En yüksek mikrosızıntı SB ve P ile gingival kısımlarda (2,0 ± 1,4; 1,5 ± 0,84) kaydedildi ve fark diğer gruplara göre anlamlıdır. (P <0,05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Test edilen kendinden adezivli dual-cure rezin simanlar uzun süreli mikrosızıntı stabilitesi sergilerken, self-cure rezin simanlar en yüksek mikrosızıntı değerleri göstermiştir.
INTRODUCTION: To evaluate the influence of different adhesive cements on the microleakage of proximal surfaces in class II indirect composite resin restorations.
METHODS: Twenty-four human extracted caries-free third molars were selected. Standard class II cavities were prepared on the mesial and distal surfaces with margins located above the cementoenamel junction (CEJ). Cavities were standardized by fixing the handpiece in a parallelometer during preparation. Treatment groups were divided into 4 cements: GCem LinkAce (GCm) (GC, Japan), Panavia F 2.0 (P) (Kuraray, Japan), RelyX U200 (Rx) (3M ESPE, USA), Superbond C&B (SB) (SunMedical, Japan) and control (V) (Variolink II, Ivoclar Vivadent, Schaan, Liechtenstein). In each tooth, the mesial cavity was set as the experimental and the distal as a control. Restorations were fabricated with an indirect composite resin (Gradia; GC, Japan) and luted into cavities. Specimens were thermocycled (5-55Cº,5000 cycles) and immersed in 50% silver nitrate solution for 24 hours. The teeth were sectioned mesiodistally and evaluated for microleakage using digital image analysis (24x; Leica optical microscope, Germany). The ordinal scale used was: 0-4 (0= no microleakage and 4= dye penetration along axial wall). Mean values for each group were recorded and statistically analyzed using Wilcoxon Signed Ranks Test. (alpha=0,05)
RESULTS: There were no significant differences among occlusal microleakage of all groups (GCm: 0; P: 0,17±.0,4; Rx: 0 and SB: 0,17±.0,4) (P>0,05). The least microleakage (μm±SD) was recorded for GCm and Rx self-adhesive cements for occlusal (0.00; 0,00) and gingival (0,83±0,4; 0,50±0,5) parts, respectively. The highest microleakage was noted with SB and P at the gingival parts (2,0±1,4; 1,5±0,84), respectively and the difference was significant compared to the other groups (P<0,05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Tested self-adhesive dual-curing resin cements exhibited simulated long-term microleakage stability while self-curing resin cement yielded highest microleakage.

4.
Sabit Ortodontik Tedavi Gören Çocukların Oral Mukozalarının İncelenmesi
Examination of Oral Mucosa of Children of Under Fixed Orthodontic Treatment
Emre Köse, Yazgı Ay Ünüvar
doi: 10.5505/eudfd.2021.31932  Sayfalar 95 - 101
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı sabit ortodontik tedavi gören çocuklardaki oral mukozal lezyonların yerini, sıklığını ve oral hijyen durumunu, maloklüzyonu olan ve ortodontik tedavi görmeyen sağlıklı çocuklar ile karşılaştırmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmamız sabit ortodontik tedavi gören 140 (80 kız ve 60 erkek) çocuk hasta ve maloklüzyonu olan ve ortodontik tedavi görmeyen 100 (50 kız ve 50 erkek) çocuk olmak üzere toplam 240 çocuktan oluşmaktadır. Çalışmada, oral mukozal lezyonlarının görülme sıklığı, tipi ve yeri tespit edildi. Hastaların oral hijyen durumunu belirlemek için gingival indeks ve plak indeksi kullanıldı.
BULGULAR: Sabit ortodontik tedavi gören hastalar ile kontrol grubu arasında oral mukozal lezyonlarının görülme sıklığı açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p=0.744). Fakat tedavi gören bireylerde oral mukozal lezyonlara daha sık rastlanılmıştır. Çalışma grubunda en sık rastlanan oral mukozal lezyon keratoz iken, bunu kontüzyon, eritem ve ülser izlemektedir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Travmaya bağlı olarak sabit ortodontik tedavi gören çocuklarda daha fazla oral mukozal lezyon gözlenmektedir. Ağız hijyeninin iyi tutulması ve ortodontik apareylerin travma oluşturmasının engellenmesi, inflamasyonu azaltarak oral mukoza lezyonlarının oluşmasını azaltabilir.
INTRODUCTION: The aim of this study is to compare the location, frequency, and oral hygiene status of oral mucosal lesions in children with fixed orthodontic treatment with healthy children with malocclusion and not receiving orthodontic treatment.
METHODS: Our study consisted of a total of 240 patients, 140 (80 girls and 60 boys) children who received fixed orthodontic treatment and 100 (50 girls and 50 boys) children with malocclusion and without orthodontic treatment. The incidence, type and location of oral mucosal lesions have been determined. The gingival index and plaque index were used to determine the oral hygiene status of the patients.
RESULTS: No statistically significant difference was found between the patients receiving fixed orthodontic treatment and the control group in terms of the incidence of oral mucosal lesions (p=0.744). However, oral mucosal lesions were more common in individuals treated. The most common oral mucosal lesion in the study group was keratosis, followed by contusion, erythema and ulcer.
DISCUSSION AND CONCLUSION: More oral mucosal lesions are observed in children who receive constant orthodontic treatment due to trauma. Maintaining good oral hygiene and preventing orthodontic appliances from causing trauma can reduce inflammation and reduce the occurrence of oral mucosal lesions.

5.
Kök Kanal Eğiminin ve Enstrüman Tipinin Apikalden Taşan Debris Miktarına Etkisi
Effect of Canal Curvature and Instrument Type on the Amount of Apically Extruded Debris
Seniha Miçooğulları Kurt, İlknur Kaşıkçı Bilgi, Gözde Kandemir Demirci, Burcu Şerefoğlu, Mehmet Kemal Çalışkan
doi: 10.5505/eudfd.2021.26576  Sayfalar 102 - 106
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı kök kanal eğiminin ve farklı NiTi enstrümantasyon sistemlerinin apikalden taşan debris miktarı üzerindeki etkisinin değerlendirilmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmada kök gelişimini tamamlamış 84 adet eğimli ve 84 adet düz kök kanalı kullanıldı. Eğimli ve düz kökler kendi içlerinde 3 gruba ayrılarak, kök kanal şekillendirmeleri Twisted File Adaptive (TFA), ProTaper Next (PTN) ve WaveOne Gold (WOG) sistemleri ile gerçekleştirildi. Her sistemle uygulanan kök kanal şekillendirmesi sırasında apikalden taşan yıkama solüsyonu ve debris önceden ağırlığı belirlenmiş cam tüplere toplandı. Solüsyon buharlaştırıldıktan sonra tüpün ağırlığı 10-5 hassas tartı kullanılarak ölçüldü ve tüpün son ağırlığından ilk ağırlık çıkartılarak taşan debris miktarı belirlendi. Elde edilen veriler t testi ve tek yönlü Anova testi ile değerlendirildi.
BULGULAR: Her eğe sistemi için kök kanal eğiminin taşan debris miktarı üzerinde etkisi olmadığı gözlendi (P > 0.05). Tüm sistemlerde debris taşması meydana geldi ve hem eğimli hem de düz köklü dişlerde sistemler arasında istatistiksel fark gözlenmedi (P > 0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Test edilen farklı kinematiklere sahip tüm eğe sistemlerinin debris ekstrüzyonuna neden olduğu ve kök kanal eğiminin apikal debris ekstrüzyonu üzerinde etkisinin olmadığı sonucuna varılmıştır.
INTRODUCTION: The aim of this study was to evaluate the effect of the curvature on the amount of apically extruded debris caused by three NiTi systems using different kinematics via including straight and severely curved root canals.
METHODS: 84 severely curved and 84 straight mature root canals were instrumented with; Twisted File Adaptive (TFA), ProTaper Next (PTN) and WaveOne Gold (WOG) systems. The extruded debris and irrigant was collected into pre weighed glass tubes and weighed by using a 10-5 microbalance after the evaporation of irrigant. The effect of curvature on debris extrusion were analysed with t test and the amount of debris extrusion between the file systems was compared with One-way ANOVA test at a 0.05 level of significance.
RESULTS: Within each file system, the amount of extruded debris was similar for curved and straight canals (p > 0.05). The tested instruments showed no significant differences in amount of extruded debris for both straight and curved root canals (p > 0.05), with the following ranking order: PTN > WOG > TFA.
DISCUSSION AND CONCLUSION: It can be concluded that all the tested instruments with different kinematics caused debris extrusion and the curvature of the root canal has no effect on apical debris extrusion.

6.
Yeni Koronavirüs Pnömonisi Önleme ve Kontrol Döneminde Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Acil Hastalarını Yönetme Deneyimi: Retrospektif Çalışma
Management of Patients in Oral Maxillofacial Surgery during the Prevention and Control Period of the New Coronavirus Pneumonia: A Retrospective Study
Meltem Özden Yüce, Emine Adalı, Gözde Işık, Birant Şimşek
doi: 10.5505/eudfd.2021.20981  Sayfalar 107 - 113
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu retrospektif çalışmanın amacı COVID-19 pandemi sürecinin başlangıç döneminde, fakültemize başvuran ve ağız, diş ve çene cerrahisi hekimleri tarafından muayenesi ve tedavisi gerçekleştirilen hastalarda, klinik şikayetlere göre acil tanımı ve uygulanan tedavi yöntemlerini değerlendirilmek ve yorumlamaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışma, pandemi ilan edilen 2020 Mart ile Nisan aylarında, Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Triaj Kliniği’ne acil dental tedavileri için başvuran ve Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı hekimleri tarafından muayene ve tedavileri gerçekleştirilen hastalar üzerinde retrospektif olarak yürütülmüştür. Diş Hekimliğinde Acil Durum sınıflamasında bulunan tanılara sahip hastaların demografik bilgileri, başvuru nedenleri, oral bulguları ile uygulanan acil tedavi yöntemi ve alınan önlemleri içeren klinik takip verileri değerlendirilmiştir. İstatistiksel analiz, verilerin yüzde dağılımı (%) ve ortalama (±) standart sapma (SD) değerleri üzerinden yapılmıştır.
BULGULAR: Toplam 95 hasta (41 kadın, 54 erkek; yaş ortalaması 38.51±16.80) çalışmaya dahil edilmiştir. Bu hastaların %45.3’ünün (N=43) acil durum sınıflandırılmasına göre tanısı lokalize ağrı ve şişmeye neden olan apse veya bakteriyel enfeksiyondur. Tedavi seçimi ise hastaların %60’ında (N=57) diş çekimi olmuştur.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu retrospektif çalışmada, operatif olmayan diş çekimi, aeresol oluşturma oranı daha düşük olan radikal bir tedavi seçeneği olarak pandemi döneminde triaj kliniğine başvuran ve acil tanımına uyan hastalarda en çok uygulanan tedavi seçeneği olmuştur. COVID-19 pandemisi esnasında elde edilen tecrübeler, her sağlık kuruluşu için ileride meydana gelebilecek küresel salgınlara örnek teşkil etmesi açısından uygun protokoller hazırlanması gerekliliğini gündeme getirmiştir. Bu nedenle, yerel otoriteler tarafından her uzmanlık dalına spesifik olarak hasta ve hekim güvenliğini içeren kılavuzlar hazırlanmasının, olası küresel salgın durumunda yol gösterici olacağı düşünülmektedir.
INTRODUCTION: The aim of this retrospective study was to assess the dental emergencies and treatment methods according to clinical complaints in patients who referred to our faculty, and treated by oral and maxillofacial surgeons, during the initial period of COVID-19 pandemic.
METHODS: This retrospective study was carried out the patients who referred to Triage Clinic of School of Dentistry, Ege University for dental emergency, and treated by the oral ad maxillofacial surgeons, between March and April 2020.All data were recorded as follows: demographic variables, recourse definition, oral findings, and clinical follow-up including the treatment and precaution methods. Data were classified as percentage (%), mean (±) and standard deviation (SD).
RESULTS: A total of 95 patients (41 females, 54 males; mean age of 38.51 ± 16.80) were evaluated in the study. According to the Emergency Classification in Dentistry, 45.3% of the patients (N = 43) had oral abscess or bacterial infection related to localized pain and swelling. Treatment methods were defined as a tooth extraction in 60% of the patients (N = 57).
DISCUSSION AND CONCLUSION: In this retrospective study, tooth extraction, as a radical treatment with nominal aerosol risk, was the most preffered treatment method in patients who referred to the Triage Clinic during COVID-19 pandemic. The earnings in COVID-19 pandemic brought to the agenda the necessity of preparing appropriate protocols for each healthcare center to set an example by future pandemics. Therefore, it is thought that the guidelines including the precautions related to patient and physician may provide a data for a possible epidemics in worldwide.

7.
Dental İmplant Çevresindeki Kemik Defektlerinin Tamirinde Enjekte Edilebilir Trombositten Zengin Fibrin ile Kullanılan Sentetik Kemik Greftinin Etkinliğinin Değerlendirilmesi: Retrospektif Çalışma
Evaluation of Effectiveness of Synthetic Bone Graft using with Injectable Platelet-Rich Fibrin on Treatment of Peri-implant Bone Defects: A Retrospective Study
Selin Kenç, Gözde Işık, Meltem Özden Yüce, Sevtap Günbay, Tayfun Günbay
doi: 10.5505/eudfd.2021.97268  Sayfalar 114 - 122
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu retrospektif çalışmanın amacı, enjekte ediliebilir trombositten zengin fibrin (E-TZF) ile kullanılan sentetik kemik greftlerinin, implant çevresi defektlerin tamirinde kullanımının kısa dönem sonuçlarının değerlendirilmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu retrospektif çalışma, 2018 ve 2019 Ocak ayları arasında, maksillada dental implant cerrahisi ile birlikte YKR uygulanmış ve YKR’de E-TZF ile sentetik kemik grefti kullanılmış olan hasta dosyaları incelenerek gerçekleştirilmiştir. Ogmente bukkal kemik genişliğindeki değişiklik, operasyonu takiben ve 6.ayda alınan dental volümetrik tomografiler üzerinden ölçülmüştür. Protetik yüklemeyi takiben 3. ve 6. ayda alınan periapikal radyografilerde marjinal kemik kaybı hesaplanmıştır. Ayrıca, bir yıllık takip sürecinde dental implant sağ kalımı değerlendirilmiştir.
BULGULAR: Toplam, 20 hasta dosyası (8 erkek ve 12 kadın; yaş aralığı 33 ile 56; yaş ortalaması 45.75 ± 6.43) değerlendirmeye alınmıştır. Zaman içinde, ogmente bukkal kemik genişliğindeki azalma ve marjinal kemik kaybı düşük oranda gözlenmiştir ancak bu farklılık, istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.001). Dental implantların ortalama sağ kalım oranı % 98.64’tür.
TARTIŞMA ve SONUÇ: E-TZF ile kullanılan sentetik kemik grefti kısa dönemde olumlu sonuçlar göstermiştir. Bununla birlikte, bu retrospektif çalışmanın sonuçlarını desteklemek için uzun süreli ve daha büyük örneklem sayısına sahip randomize kontrollü klinik çalışmalara ihtiyaç vardır.
INTRODUCTION: The aim of this retrospective study is to evaluate the short-term outcomes of synthetic bone grafts using with injectable platelet-rich fibrin (i-PRF) for treatment of peri-implant defects.
METHODS: This retrospective study was conducted the patients who treated with dental implant in maxilla, and GBR using synthetic bone graft in combination with i-PRF, between January 2018 and January 2019. The change of augmented buccal bone width was measured on cone beam-computed tomography images taken immediately and after 6th months. Marginal bone loss was calculated on periapical radiographs taken at 3th and 6th months following prosthetic loading. Also, the survival rate of dental implants was evaluated at 1 year follow-up.
RESULTS: A total of 20 patients’ record (8 males and 12 females; age range 33 to 56; mean age 45.75 ± 6.43) were analyzed. That the decrease of augmented buccal bone width and marginal bone loss have been observed at a low rate, however, the differences were statistically significant (p <0.001). The mean survival rate of dental implants was 98.64%.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The use of synthetic bone graft in combination with i-PRF showed positive results. However, long-term randomized studies with larger sample sizes are needed to support the outcomes of this retrospective study.

8.
Laser-Lok Mikro Kanallı İmplantların Sağkalımı ve Başarısı: 5 Yıllık Takipli Vakaların Geriye Dönük Çalışması
Survival and Success of implants with Laser-Lok Microchannels: A Retrospective Study of Cases with 5-Year Follow-Up
Aylin Sipahi Çalış, Banu Özveri Koyuncu, F. Bahar Sezer, Tayfun Günbay, Erhan Çömlekoğlu
doi: 10.5505/eudfd.2021.25348  Sayfalar 123 - 130
GİRİŞ ve AMAÇ: Protetik tedavilere destek sağlamak amacıyla endosteel ankraj olarak osseointegre implantların kullanılması, güvenilir ve yaygın olarak kabul gören bir tedavi yöntemidir. Bu çalışmanın amacı, bir dental implant sisteminin uzun vadeli klinik performansını değerlendirmektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışmaya 18-72 yaşları arasında (ortalama: 54 yaş) yüz elli beş ardışık hasta (71 erkek, 84 kadın) katıldı. Toplam 500 implant (BioHorizons, Birmingham, AL, ABD) yerleştirildi. Yerleştirilen BioHorizons implantların klinik etkinliğini değerlendirmek ve 5 yıllık bir takip süresinden sonra implant destekli protezlerin başarı oranını belirlemek için vakalar geriye dönük olarak incelendi. Tüm implantlar yıllık periyotlarda klinik ve radyografik olarak değerlendirildi.
BULGULAR: Üst ve alt çene implantlar için 5 yıllık kümülatif başarı oranları sırasıyla% 98.7 ve% 99.6 idi. İncelenen implantların 4'ü yüklemeden önce osseoentegre olamadı, cerrahi olarak çıkarıldı ve erken başarısızlık olarak kabul edildi. Başarısız implantlar, süpürasyonlu periimplant enfeksiyonunun herhangi bir klinik belirtisi ile ilişkili değildi. En sık görülen protez komplikasyonu abutment vidasının gevşemesi idi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Gözlem süresi ve örnek sayısına göre, mevcut bulgular alt çeneye yerleştirilen implantlar kadar üst çeneye yerleştirilen implantların da 5 yıllık bir sürede yeterli oranda başarılı olduğunu göstermiştir.
INTRODUCTION: The use of osseointegrated implants as an endoestal anchorage device to provide support for dental prostheses is a reliable and widely accepted treatment modality. The purpose of this study was to evaluate the long-term clinical performance of a dental implant system.
METHODS: One hundred fifty-five consecutive patients (71 men, 84 women), aged between 18 and 72 years (mean: 54 years) participated in this study. A total of 500 implants (internal; BioHorizons, Birmingham, AL, USA) were inserted. The cases were examined retrospectively in order to evaluate the clinical efficiency of BioHorizons implants placed and to determine the success rate of implant supported prostheses after a 5-year follow-up period. All implants were assessed clinically and radiographically on a yearly basis.
RESULTS: The 5-year cumulative success rates for maxillary and mandibular implants were 98.7% and 99.6%, respectively. Among all examined implants, 4 failed to osseointegrate before loading, they were surgically removed and were considered as early failures. Failed implants were not associated with any clinical signs of periimplant infection with suppuration. The most common prosthetic complication was abutment screw loosing.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Within the limitations of the observation period and sample number, the present findings confirmed sufficient success and survival rates for the implants placed in mandible as well as implants placed in the maxilla after a 5-year period.

DERLEME
9.
Posterior Direkt Kompozit Restorasyonların Başarısını Etkileyen Faktörler ve Klinik Değerlendirme Sistemleri
Factors Affecting the Success of Posterior Direct Composite Restorations and Clinical Evaluation Systems
Merve Şeker, Dilek Tağtekin, Funda Yanıkoğlu, Merve Yücel
doi: 10.5505/eudfd.2021.90277  Sayfalar 131 - 140
Restoratif dişhekimliğinde son yıllarda teorik ve pratik açıdan güncel gelişmeler kaydedilmiştir. Geleneksel bilgi ve güncel çalışmaların ışığında dişhekimliğindeki gelişmelerin kısa ve uzun dönemde değerlendirilmesi bilimsel ilerlemenin sürekliliğini sağlayacaktır. Eski restorasyonların düzenli olarak takip edilmesi dişhekimliğinde kullanılan malzeme ve tekniklerin değerlendirilmesi açısından çok önemlidir. Posterior direkt kompozit restorasyonların değerlendirilmesi sonucu tamir, yenileme veya yalnızca takip kararı verilebilir. Buna bağlı olarak tedavi kalitesi ve hasta memnuniyeti artacaktır. Bu derleme, yapılacak değerlendirmelerin bilimsel kriterlere dayanması ve evrensel dille ifade edilmesini amaçlamaktadır.
Current developments in restorative dentistry have been recorded theoretically and practically in recent years. Short and long term evaluation in the dental practice in consideration of the developments of conventional knowledge and current studies will ensure the continuity of scientific progress. Regular monitoring of old restorations is very important in terms of evaluating the materials and techniques used in dentistry. As a result of the evaluation of posterior direct composite restorations, it may be decided to repair, retreatment or solely follow the restoration. Correspondingly, the quality of treatment and patient satisfaction will increase. This review aims to make evaluations based on scientific criteria and to be expressed in a universal language.

10.
Dental Lazerlerin Kök Kanal Duvarlarındaki Smear Tabakasını Uzaklaştırma Etkinlikleri
Efficacy of Dental Lasers on Smear Layer Removal from the Root Canal Walls
Mohamad Abduljalil, Burcu Günal Abduljalil
doi: 10.5505/eudfd.2021.16689  Sayfalar 141 - 151
Son yıllarda farklı özelliklere sahip lazer cihazlarının geliştirilmesiyle birlikte, diş hekimliğinde lazerlerin uygulama alanları giderek büyümektedir. Lazer teknolojisinin hızla ilerlemesi, lazer uygulamaları için esnek fiber uçların geliştirilmesi ve lazerin biyolojik dokular üzerindeki etkisinin daha iyi anlaşılması sonucu, farklı lazer tiplerinin endodontik tedavilerde uygulanması mümkün hale gelmiştir. Kök kanallarının şekillendirilmesi esnasında kanal duvarları üzerinde oluşan smear tabakasının; dezenfeksiyon materyallerinin dentin tübüllerindeki etkinliğini sınırlaması, bakteri içermesi ve kanal dolgu patlarının dentin tübüllerine penetrasyonunu ve adezyonunu etkilemesi gibi nedenlerden dolayı uzaklaştırılması gerektiği belirtilmektedir. Smear tabakası ve debrisin uzaklaştırılması amacıyla; konvansiyonel yöntemlerle birlikte lazer teknolojisinin beraber kullanımı, birçok araştırmacının ilgi konusu olmuştur. Bu derlemenin amacı, dental lazerlerin kök kanal duvarlarında bulunan smear tabakası üzerindeki etkilerini araştıran bilimsel çalışmaların değerlendirilmesidir.
In recent years, the development of laser application fields in dentistry was in line with the devepolment of laser devices with different properities. The rapid progress of laser technology, improving flexible fiber tips for laser applications, and a better understanding of the effect of lasers on biological tissues had enabled the application of different types of laser in endodontic treatments. It was stated that smear layer, which is formed during the canal preparation on the canal walls, should be removed due to many reasons including that smear layer may limit the effects of disinfection materials on dentin tubules, it affects on the canal sealers penetration and adhesion to the dentin tubules, and the bacterial contents of smear layer. In order to remove the smear layer and debris, the use of lasers with conventional methods have been invistigated in many studies. Thus, the aim of this review was to identify the studies which investigated the application of lasers in removing smear layer from the root canal walls.

11.
Farklı Yöntemler ile Üretilen Tüm Seramik Restorasyonların Marjinal Uyumu
Marginal Adaptation of Full Ceramic Restorations Fabricated with Different Methods
Beril Koyuncu, Birgül Özpınar, Ayşe Betül Çağlar
doi: 10.5505/eudfd.2021.21043  Sayfalar 151 - 158
Protetik diş hekimliğinde geliştirilen yeni sistemlerin kullanılması ile hem hastaların estetik istekleri karşılanmakta hem de restorasyonların uzun dönem başarısı artmaktadır. Tam seramik sistemlerin estetik gereksinimleri yüksek oranda karşılamaları, üzerinde yapılmış pek çok çalışmayla bir soru işareti teşkil etmezken; bir sabit restorasyonun uzun dönem başarısı için anahtar rol oynayan marjinal uyum ve mikrosızıntı açısından da bu sistemler irdelenmelidir.
Bu derlemenin amacı, estetik amaçlı kullanılan tüm seramik restorasyon materyallerinin üretim sistemlerinden ve yöntemlerinden kaynaklı olarak görülebilecek marjinal uyum farklılıklarını araştırmaktır.
Bu amaçla Pubmed üzerinde dental dergiler arasında 2000’den günümüze yayınlanmış makalelerde ‘CAD-CAM’, ‘Dental Seramik’ ve ‘Marjinal Uyum’ MeSH (Medikal Subject Heading) Medikal Konu Başlığı anahtar kelimeleri ile kapsamlı bir arama yapılmıştır. Filtre olarak İngilizce dili ve diş hekimliği dergi makalesi seçilmiştir. İmplant, endokron, internal uyum kelimeleri araştırmadan çıkarılmıştır. Başlangıçta toplam 174 makale belirlenmiştir. Konu ile tam bağdaşmayanlar elendiğinde toplamda 49 makale bu derlemenin çatısını oluşturmuştur. Ek yayınlar için alınan tüm makalelerin bibliyografyasına danışılmıştır. 1970' den de itibaren elle arama yapılan bazı klasikleşmiş yayınlar çalışmaya dahil edilmiştir.
Tam seramik sistemlerle ilgili uzun süreli klinik randomize çalışmaların yeterli olmayışı, bu konudaki görüşleri in vitro çalışmalar üzerinden kurmamıza neden olmakla beraber in vitro çalışmalarda da geniş çalışma grupları ile yapılmış çalışmalar az miktardadır.
As the esthetic demands increase, new materials and techniques are getting developed.Using these new innovations,the patients meet their esthetic demands and the long-term success of the restorations increase.Full ceramic restorations proved themselves covering the esthetic demands successfully in literature but they have to be examined in terms of microleakage and marginal adaptation which are the key factors for the longevity of fixed restorations.
The aim of this review is to compare the full ceramic restoration materials in terms of marginal adaptation fabricated with different methods and systems.
An electronic search was performed in PubMed to identify the articles published in dental journals in the period from 2000 till now.
The search included all peer-reviewed studies published in English.“CAD/CAM”,“Dental Ceramics”and “Marginal Adaptation” were used as the MeSh(Medical Subject Heading)keywords.The initial search retireved 174eligible studies.Some of them were eliminated in terms of irrelevance.In total, 49 studies were included in the review.The bibliography of the included studies’ were examined for the supplementary publications.There are a few classic studies included as well from 1970’s.
The insufficiency of the long-term in-vivo studies regarding full ceramic restorations leads the researchers’ opinions to in-vitro studies.However,there are a small number of studies which include wide range of study groups.

LookUs & Online Makale